kanser etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kanser etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mayıs 2014 Perşembe

DİKKAT Kulak ağrıları kanser belirtisi olabilir.

Genellikle psikolojik olarak algılanan ve hafife alınan kulak ağrıları kanser gibi pek çok fazla hastalığın habercisi!

Kulak ağrıların nedenlerinin psikolojik sıkıntılara dayandırılmasının hata olduğunu ortaya koyarak, konunun uzman hekimlerce değerlendirilmesi gerektiğine vurgu yapan KBB ve Baş-Boyun Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Murat Karaman, orta yaş üstündeki bireylerde görülmüş olan kulak ağrılarının kanser belirtisi olabileceğini belirtti.

Kulak ağrılarının birden fazla sebebi olabileceğine dikkati çeken Karaman, "Orta kulak, kulak kepçesi ve dış kulak yolunun iltihabı, kulak kiri, yüksek gürültü, kimyasal yanıklar, kulak travması, dış ve orta kulak tümörleri, kulak ağrılarının en sık nedenleridir. Bu sebepten ötürü ağrıları psikolojik olarak değerlendirmekten kaçınmalı, ağrıların sebepleri uzman hekimlerce gercekleşen incelemeler sonucunda ortaya çıkarılmalıdır" diye açıkladı.

Karaman, kulak ağrısı şikayeti olan orta yaş üstü bireylerin kesinlikle hekimlere başvurması gerektiğine işaret ederek, şöyle ifade etti: "Orta yaş kişilerdeki kulak ağrıları geniz, gırtlak, yutak ve özellikle alt yutak kanseri belirtisi olabilir. Bu sebepten ötürü ayrıntılı hikaye, endoskopik bakı ile geniz, gırtlak, yutak ve alt yutak gibi muayenesi zor bölgeleri de içeren detaylı kulak burun boğaz tetkikleri tanıya yardımcı olur. Bütün bu nedenlerden binaen kulak ağrısı olan hastaların muhakkak kulak burun boğaz uzmanı tarafından değerlendirilmesi zorunludur."

23 Nisan 2014 Çarşamba

Pırasa ye kanseri yen.

Bu sebzeyi yiyen kanser olmuyor!
Günümüzün büyük tehditlerinden olan kanser hastalığının önlemesi ve tedavisi üzerine birçok araştırma yapılmaya devam ediliyor...

Diyetisyen Gizem Şeber, pırasanın içerdiği antioksidan etkili gallik asit ile yaşlanmayı geciktirdiğini söyledi.

"Bunların başında içerdiği flavonoidler gelir. İçerdiği kamferol ile kan damarlarındaki hasarları azaltmaya yardımcı olduğu belirlenmiştir. Yüksek miktarda içerdiği folat kalp sağlığını korumaya destek olur" dedi.

Pırasanın, içerdiği antioksidan etkili gallik asit ile yaşlanmayı geciktirici etkiye sahip olduğunu anlatan Şeber, içerdiği sülfürlü diğer birleşikler ile özellikle kolon kanseri başta olmak üzere kansere karşı koruyucu etkisi olduğunun bilindiğini kaydetti.


Şeber pırasanın faydalarını söyle özetledi:

"1 porsiyon pırasa, kanın pıhtılaşmasında önemli rolü olan K vitamini ihtiyacının yaklaşık yüzde 30'unu, manganez ihtiyacının yüzde 13'ünü, C vitamini ihtiyacının yüzde 6'sını karşılar.

İçerdiği oksalatlar sebebiyle çok yüksek miktarda tüketildiğinde kalsiyumun vücutta kullanılmasını olumsuz etkileyebilir.

Gaz yapan bir sebze olduğu için sindirim sistemi sorunları yaşayanların çok iyi pişirerek ve az miktarlarda tüketmesi gerekir.


Pırasa, dolapta yıkanmadan yaklaşık bir hafta, dondurucuda yaklaşık 3 ay saklanabilir. Piştikten sonra buzdolabında saklanıyorsa maksimum taze kalma süresi 48 saattir.

Şeber pırasayı sevmeyenlere ise önerilerde bulunarak, "Salatalara soğan yerine doğranabilir. Patates ile birlikte pişirilip püre haline getirilerek, çorba hazırlanabilir.

Keskin tadını kırmak için az et suyu ilave edilerek pişirilebilir. Omlet ve menemene ilave edilebilir" diye konuştu.


PIRASANIN DİĞER FAYDALARI

Vücuda kuvvet verir.

Kan yapar ve kansızlığa iyi gelir.

Sindirim sistemi için çok yararlıdır.

Sindirimi kolaylaştırır.

Erkeklerde cinsel gücü arttırır.

Sinirleri kuvvetlendirir.

Böbrekleri, bağırsakları ve mideyi çalıştırır ve güçlendirir.

Böbrek kumlarını ve taşlarını dökmeye yardımcı olur.

11 Nisan 2013 Perşembe

Kararında içilen şarap ömrü uzatıyormuş.



Uzmanlar kararında içilen şarabın kanserli hastaların ömrünü uzattığını belirtti. Şarabın aynı zamanda kalp krizinden ölme riskini yüzde 15 azalttığına dikkat çeken bilim insanları, aynı etkiyi bira ve diğer alkollü içeceklerin yapmadığını ifade etti.

ABD'li bilim insanlarının yaptığı araştırmaya göre meme kanseri olan kadınların günde bir bardak şarap içmesi halinde yaşama şansları artar. Sadece bununla da kalmıyor. Şarabın kalp krizinden ölme riskini de azalttığı ifade edildi.

ABD'li uzmanlar meme kanseri olan kadınların güvenli şekilde içki içip içemeyecekleri hakkındaki ikilemine son verdi. Daha önceki bir araştırmada İngiltere'deki 300 bin kanserli hastanın 13 bininin alkolden kaynaklandığı ifade edilmişti. Bu vakalar arasında meme, ağız, yemek borusu ve bağırsak kanserleri var. Yine bu araştırmaya göre meme kanserinin beşte biri alkolden kaynaklanıyor.
Çalışmada günde iki kadeh şarap içen kadınlarda meme kanseri gelişme riskinin beşte bir olduğu ifade edildi.

İçki içmenin kansere nasıl etki yaptığı tam olarak bilinmese de vücuttaki cinsiyet hormonu östrojeni yükseltmesi yoluyla artırdığı tahmin ediliyor.

Ancak bu yeni çalışma tanı konulmadan önce ve sonra kararında içilirse kanserden ölme riskine etki yapmadığını ileri sürüyor. Araştırmaya göre bu 'karar' haftada üç veya dört bardak. Bu şekilde içenlerin kalp damar hastalıklarından ölme riski ise yüzde 15 azalıyor.

Uzmanlara göre bira ve diğer alkollü içecekler aynı faydayı sağlamıyor. Aksine çok fazla alkol tüketen kanserli hastaların yaşama şansı azalıyor.

Journal of Clinical Oncology dergisinde yayımlanan araştırma, Seattle, Fred Hutchinson Kanser Araştırma Merkezi'nin Kanser Önleme Programı'nda çalışan Polly Newcomb'ın öncülüğünde yapıldı.

Dr. Newcomb kanser teşhisi konulmuş bir kadının alkol geçmişinin yaşam süresini etkilemeyeceğini söyledi. Buna ek olarak tanıdan sonra hafif şekilde şarap tüketirse yaşam süresini uzatabileceğini öne sürdü.

Çalışma 23 bin kadının verileri taranarak yapıldı.

Dünya Kanser Araştırmaları Fonu kanserli hastalarda alkollü içecekleri sınırladı. Fonun önerisine göre erkekler günde iki kadeh kadınlar bir kadeh içebilir.

Kaynak : http://www.gazeteport.com.tr/

5 Şubat 2013 Salı

Kansere çare bulundu mu?

“Kanserin çaresi bulundu ama büyük bir endüstri olduğu için açıklanmıyor.” Kanser hastaları ve yakınlarının onkoloji koridorlarındaki zorunlu mesailerinde sıkça dile getirdikleri bir düşüncedir bu. Peki, bu kanı gerçek olabilir mi, yoksa bir şehir efsanesinden mi ibaret?


2000’li yılların başlarında Türkiye’deki ölüm nedenlerinin % 12’si kanserden kaynaklanırken bugün rakam % 20. On yılda gerçekleşen % 8’lik bu artış, kanser tehdidinin giderek arttığının en iyi göstergesi.

Kanser bir taraftan çığ gibi büyürken, diğer taraftan da hastalıkla ilgili bilgiler kafa karıştırıcı olabiliyor. Kanserden korunmada etkili olduğu açıklanan bir şey kısa süre sonra ‘zararlı’ ilan edilebiliyor. Son günlerde sıkça konuşulan brokoli özelindeki antioksidan polemiği gibi. Bir tarafta da özellikle zamanlarının önemli kısmını onkoloji kliniklerinde geçirmek zorunda kalan kanser hastaları ve yakınlarının sık sık dillendirdiği, ”Aslında kanserin çaresini buldular ancak bu pahalı tedaviden yararlanan kesim yani uluslararası ilaç sermayedarları ve bağlı çevreler açıklanmasını istemiyor” şeklinde yaygın bir kanı var.

ntvmsnbc, 4 Şubat Dünya Kanser Günü’nde kanserdeki gidişatı ve kafaları kurcalayan soruları konunun uzmanlarına sordu. Hasta ve yakınlarının en çok merak ettiği, ‘kanserin çaresi bulundu da saklanıyor mu’ sorusuna Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Pınar Saip’in cevabı:

PROF. SAİP: ÇARE BULUNSAYDI AÇIKLANIRDI

“Öncelikle kanser tek bir hastalık değil. Seyri, huyu, tedavisi çok farklı olan hastalık topluluğuna verilen genel bir ad. Bu nedenle tek bir ilaçla bütün kanserlerin tedavisi mümkün değil. En sık görülen meme kanserinin bile kendi içinde bilinen en az beş çeşidi var. Ayrıca bunu keşfetmiş bir ilaç firması varsa zaten köşeyi döner, neden açıklamasın ki? Dünyanın bugün geldiği iletişimdeki gelişmeler bu tür bilgilerin gizli kalmasını imkansız kılıyor. Artık ilaç araştırmaları yapmak çok zor, büyük bir sermaye gerektiriyor. İlaç çalışmalarına getirilen kısıtlamalar nedeniyle akademisyen kaynaklı ilaç çalışmaları yapmak mümkün olmuyor. Bu nedenle daha çok ticari değeri olan çalışmalar ağırlıklı olarak yapılmakta. Hükümetler akademi kaynaklı ilaç çalışmalarını özendirecek tedbirler almalı.”

PROF. GÜLLÜ: ÇARE OLSAYDI HOCALAR KANSERDEN ÖLMEZDİ

Kanser profesörlerinin ve ilaç patronlarının da kanserden ölebildiğini belirten ve “Çare bulunsaydı, onlar ölmezdi” diyen İç Hastalıkları ve Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Güllü’nün yaklaşımı, “Unutmayalım ki hastalığın tedavisini bilip de saklıyorlar denen ilaç endüstrisi patronlarının veya kanser hocalarının kendileri ya da en sevdikleri de kanserden ölebiliyor. Çare biliniyor olsa bu insanlar nasıl ölür… Bir patron kendisi veya sevdiği biri kanserden ölüyorken, ‘çareyi açıklarsam firmam zarar eder’ diye bir mantık yürütüyor olabilir mi? Ayrıca hangi ilaç endüstrisi sahibi dünyanın en zengini olmak istemez? Çünkü kanserin bir ilacı varsa hiç vakit kaybetmeden istediği fiyattan bütün dünyaya pazarlar, tüm diğer firmaları alt eder ve dünya piyasasına hakim olur, kimse itiraz da edemez” şeklinde oldu.

Etkileşim

Bu finans analizini nasıl buldunuz?

İNTERNETTEN PARA KAZANMA