Yerel seçim sonuçlarını en yakın bilen Gezici Araştırma Şirketi, Türkiye'nin 7 coğrafi bölgesinde, 32 il, 225 ilçede, 3 bin 840 kişiyle görüşerek gerçekleştirdiği ankette ilginç veriler ortaya çıktı.
Anket sonuçlarına göre; AKP yüzde 35.2, CHP 29.1, MHP 20.5, HDP 9.5, SP 2.9, BBP 1.4, DİĞER 1.4 olarak dağıldı. Yani AKP'den kopan oyların yüzde 60'ı MHP'ye gidiyor.
2014 yerel seçim sonuçlarını en yakın bilen Gezici Araştırma Şirketi'nin son anketi, iktidar partisini üzecek. Gezici'nin 14-15 Şubat tarihlerinde 32 ilde 3 bin 840 kişiyle hanede yüz yüze yaptığı araştırma çarpıcı sonuçlar ortaya koydu. Ankete göre; bugün bir seçim yapılsa AKP yüzde 39.1, CHP 28.7, MHP 18.1 ve HDP 9.5
YOLSUZLUK AKP'NİN OYUNU DÜŞÜRÜYOR
Gezici Araştırma Genel Müdürü Murat Gezici, sonuçlarla ilgili olarak "AKP'nin oy kaybetme sebeplerinin başında ülke gündemindeki yolsuzluk olayları, vatandaşın geçim sıkıntısı yaşaması, terör sorununun çözülememiş olması, eğitimdeki aksaklıklar ve medyaya yapılan baskı geliyor" dedi. AKP'nin oyunun seçim sürecinde yüzde 35'in altına düşme ihtimalinin yüksek olduğunu ifade eden Gezici, "kararsız" seçmene dikkat çekti. Gezici, şunları söyledi:
AKP'NİN OYLARINI MHP ALIYOR
"Kararsızların oy oranı yüzde 19.7… İstatistiksel olarak kararsızlar partilerin aldığı oy oranlarına göre ağırlığınca dağıtılıyor. Fakat kararsızlara 'Oy vermek zorunda kalsanız tercihiniz hangi parti olur?' diye ikinci bir soru sorduğumuzda sonuç çok farklı… Bu durumda AKP yüzde 35.2, CHP 29.1, MHP 20.5, HDP 9.5, SP 2.9, BBP 1.4, DİĞER 1.4 olarak dağıldı.
Yani AKP'de yüzde 4'lük bir oy kaybı daha ortaya çıkıyor. AKP'den kopan oyların yüzde 60'ı MHP'ye gidiyor."
HALK MEDYAYA BASKI VAR DEDİ
Vatandaşlara "Sizce ülkemizde gerçekten kutuplaşma var mı?" diye soruldu. Yüzde 70.7'si "Evet" dedi. Medyaya yönelik baskılar sorulduğunda ise yüzde 69.7'lik bir kesim, hükümetin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın medyaya baskı uyguladığını düşündüğünü söyledi. Bu oran, AKP seçmeninde yüzde 28…
Gezici Araştırma Şirketi'ne anket denetlemesi
Yerel seçim sonuçlarını en yakın bilen Gezici Araştırma Şirketi, yaklaşan genel seçimler öncesi yaptığı anketlerle de gündem olmaya devam ediyor. AKP yandaşı anket şirketlerinin şişirme ve yönlendirme anketlerine karşı inanılır doğru sonuçlar veren şirket, AKP'nin gerçek oy oranlarını ortaya koyduğu için olsa gerek müfettişler tarafından incelemeye ve denetime tabi tutuldu.
Gezici Araştırma Şirketi'nin sahibi Murat Gezici denetimle ilgili yaptığı açıklamada şirketin yasal ve hukuksuz hiç bir durumu olmadığını belirterek, tutanaktada bunun belirtildiğini söyledi.
Tutanakta şu ifadeler yeraldı
"Gezici Araştırma Şirketi yerinde inceleme sonucunda belirlenen adreste bulunduğu görülmüş böyle bir yer vardır, işyeri kira olduğu ve sözleşmesinin bulunduğu, idari departmanında 6 kişi çalıştığı incelemede tespit edildiği ve SGK'lı olduğu görüldüğü, şirketin kamuoyu anketi yaptığı incelemede görüldüğü, şirketin yetkilisi ve firma sahibi olduğu ve ofisi kullandığı görülmüştür" diye tutanak tutuldu.
akp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
akp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
25 Şubat 2015 Çarşamba
2 Eylül 2014 Salı
Erhan Çelik taze Başbakanı terse yatırdı.
Habertürk Koordinatörü Erhan Çelik, arkadaşına hava atmak için Başbakan Ahmet Davutoplu'yla telefon görüşmesi yaptığı iddialarına Twitter'dan ateş püskürdü.
Erhan Çelik telefon skandalı haberine Twitter'dan yanıt verdi. Çelik'in bir arkadaşına 'hava atmak' için, elindekini telefonu Ahmet Davutoğlu'na verdiği yazılmıştı.
Gazeticeler.com sitesinde Adnan Berk Okan imzalı çıkan haberde "Erhan Çelik'in, gazetecilerle sohbet eden Başbakan Ahmet Davutoğlu'na cep telefonunu uzatıp biriyle konuşturmak istediği, Ahmet Davutoğlu'nun telefonu almak istemediği ve kaş göz işaretleri ile 'kim o diye' sorduğu ancak Erhan Çelik'in ısrarla 'sizi tebrik edecek' diyerek telefonu Davutoğlu'nun eline verdiği ileri sürüldü.
TELEFONDAKİ DE BİLMİYORDU İDDİASI
Habere konu olan iddia şöyle:
"Nezaketini bozmayan Ahmet Davutoğlu telefonu alıp konuştuğunda yanındaki gazeteciler şaşkın bakışlarla izlemeye başladılar. Zira telefondaki kişi kiminle konuştuğunu dahi bilmiyordu. Karşısındaki kişi 'kim olduğunu' sormuş olacak ki Davutoğlu'nun şöyle dediği duyuldu;
-"Evet ben Ahmet Davutoğlu’yum, resepsiyondayım”.
Telefonun diğer ucundaki kişi Davutoğlu olduğuna inanmayınca konuşma kısa sürdü. Ahmet Davutoğlu buz kesmiş bir halde telefonu Erhan Çelik'e iade etti. Şaşkınlığını da paylaşan Ahmet Davutoğlu, "Kim olduğunu anlayamadım, ben Suat filan dedi" diyerek durumu anlamaya çalıştı.
TELEFONDAKİ KONUŞAN KİŞİ ŞAKA SANMIŞ
İddiaya göre Erhan Çelik, arkadaşına hava atmak için Ahmet Davutoğlu'nu telefonla konuşturdu. Hattın diğer ucundaki arkadaşının ise Habertürk'te çalışan başarılı gazetecilerden biri olduğu ortaya çıktı. Söylenenlere göre bu kişi 'Konuştuğu kişinin Ahmet Davutoğlu olduğuna inanmamış' ve bunun bir şaka olduğunu sanmış.
ERHAN ÇELİK'TEN JET HIZIYLA YANIT
Erhan Çelik, bugün twitter hsabından yaptığı açıklamada, iddiaları yalanlayarak, o akşam yaşananları açıkladı.
Çelik iddia edilenin aksine telefonu Davutoğlu'na kendisinin uzatmadığını belirterek, "Sayın Başbakan'ın köşk resepsiyonundaki açıklamalarını canlı olarak telefonla editör masasına verirken gülerek 'Beni mi arıyorlar?' diyerek telefonumu alıp konuşmasını benim emrivakim gibi yazmak kelimenin en hafif deyimiyle haysiyet noksanlığı. Meslektaşlarım Serpil Çevikcan Nilgün Balkaç ve @handefrt ın önünde gerçekleşen durumun gerçeğinin bilinmesini istedim. İftira sahibi önce Allah'a sonra yargıya havale." ifadesini kullandı.
Erhan Çelik telefon skandalı haberine Twitter'dan yanıt verdi. Çelik'in bir arkadaşına 'hava atmak' için, elindekini telefonu Ahmet Davutoğlu'na verdiği yazılmıştı.
Gazeticeler.com sitesinde Adnan Berk Okan imzalı çıkan haberde "Erhan Çelik'in, gazetecilerle sohbet eden Başbakan Ahmet Davutoğlu'na cep telefonunu uzatıp biriyle konuşturmak istediği, Ahmet Davutoğlu'nun telefonu almak istemediği ve kaş göz işaretleri ile 'kim o diye' sorduğu ancak Erhan Çelik'in ısrarla 'sizi tebrik edecek' diyerek telefonu Davutoğlu'nun eline verdiği ileri sürüldü.
TELEFONDAKİ DE BİLMİYORDU İDDİASI
Habere konu olan iddia şöyle:
"Nezaketini bozmayan Ahmet Davutoğlu telefonu alıp konuştuğunda yanındaki gazeteciler şaşkın bakışlarla izlemeye başladılar. Zira telefondaki kişi kiminle konuştuğunu dahi bilmiyordu. Karşısındaki kişi 'kim olduğunu' sormuş olacak ki Davutoğlu'nun şöyle dediği duyuldu;
-"Evet ben Ahmet Davutoğlu’yum, resepsiyondayım”.
Telefonun diğer ucundaki kişi Davutoğlu olduğuna inanmayınca konuşma kısa sürdü. Ahmet Davutoğlu buz kesmiş bir halde telefonu Erhan Çelik'e iade etti. Şaşkınlığını da paylaşan Ahmet Davutoğlu, "Kim olduğunu anlayamadım, ben Suat filan dedi" diyerek durumu anlamaya çalıştı.
TELEFONDAKİ KONUŞAN KİŞİ ŞAKA SANMIŞ
İddiaya göre Erhan Çelik, arkadaşına hava atmak için Ahmet Davutoğlu'nu telefonla konuşturdu. Hattın diğer ucundaki arkadaşının ise Habertürk'te çalışan başarılı gazetecilerden biri olduğu ortaya çıktı. Söylenenlere göre bu kişi 'Konuştuğu kişinin Ahmet Davutoğlu olduğuna inanmamış' ve bunun bir şaka olduğunu sanmış.
ERHAN ÇELİK'TEN JET HIZIYLA YANIT
Erhan Çelik, bugün twitter hsabından yaptığı açıklamada, iddiaları yalanlayarak, o akşam yaşananları açıkladı.
Çelik iddia edilenin aksine telefonu Davutoğlu'na kendisinin uzatmadığını belirterek, "Sayın Başbakan'ın köşk resepsiyonundaki açıklamalarını canlı olarak telefonla editör masasına verirken gülerek 'Beni mi arıyorlar?' diyerek telefonumu alıp konuşmasını benim emrivakim gibi yazmak kelimenin en hafif deyimiyle haysiyet noksanlığı. Meslektaşlarım Serpil Çevikcan Nilgün Balkaç ve @handefrt ın önünde gerçekleşen durumun gerçeğinin bilinmesini istedim. İftira sahibi önce Allah'a sonra yargıya havale." ifadesini kullandı.
29 Ağustos 2014 Cuma
Satın Eşşek sıpaları türküsü Akp'li vekili kızdırdı.
'Eşek sıpası' AKP'li vekili çok kızdırdı
AK Parti Milletvekili Mustafa Şahin 'satın eşşek sıpaları' türküsünü söyleyen Kutsal Evcimen ve Sinan Güngör hakkında inanılmaz açıklamalar yaptı
AKP Malatya Milletvekili Mustafa Şahin, CHP’li Arguvan Belediyesi tarafından organize edilen 11. Uluslararası Arguvan Türkü Festivali’nde sahneye çıkan Kutsal Evcimen ve Sinan Güngör’ün birlikte söylediği Âşık Kul Fakir’e (Rıza Karahan) ait “Satın Eşşek Sıpaları” türküsü üzerine AKP’ye yakın basın yayın organlarında “sanatçı müsveddesi, soytarı, yoncası fazla kaçmış hayvan” gibi açıklamalar yaptı.
Yaşananları gazetemize değerlendiren sanatçı Kutsal Evcimen, Satın Eşşek Sıpaları adlı bu türkünün 25-30 yıllık geçmişinin olduğunu anımsatarak “Taksim Gezi Parkı ve ülkenin yaşadığı sorunlara ışık tutabilmesi amacıyla seçtik” dedi. Ülkede yaşanılan olayları yansıtması bakımından sanatçı duruşu gösteriyoruz, Şahin’e dava açmaya hazırlanıyoruz.Bu ülkenin çocukları, Berkin, Ali İsmail, Mehmet Ayvalıtaş ölüyorsa, Gezi Parkı’nda çok sayıda insan çıkan olaylarda yaralandıysa, halen ülkede çok sayıda insan sıkıntı yaşıyorsa bu tür türküler de maalesef tam yerini bulmuş oluyor” diye konuştu.
AK Parti Milletvekili Mustafa Şahin 'satın eşşek sıpaları' türküsünü söyleyen Kutsal Evcimen ve Sinan Güngör hakkında inanılmaz açıklamalar yaptı
AKP Malatya Milletvekili Mustafa Şahin, CHP’li Arguvan Belediyesi tarafından organize edilen 11. Uluslararası Arguvan Türkü Festivali’nde sahneye çıkan Kutsal Evcimen ve Sinan Güngör’ün birlikte söylediği Âşık Kul Fakir’e (Rıza Karahan) ait “Satın Eşşek Sıpaları” türküsü üzerine AKP’ye yakın basın yayın organlarında “sanatçı müsveddesi, soytarı, yoncası fazla kaçmış hayvan” gibi açıklamalar yaptı.
Yaşananları gazetemize değerlendiren sanatçı Kutsal Evcimen, Satın Eşşek Sıpaları adlı bu türkünün 25-30 yıllık geçmişinin olduğunu anımsatarak “Taksim Gezi Parkı ve ülkenin yaşadığı sorunlara ışık tutabilmesi amacıyla seçtik” dedi. Ülkede yaşanılan olayları yansıtması bakımından sanatçı duruşu gösteriyoruz, Şahin’e dava açmaya hazırlanıyoruz.Bu ülkenin çocukları, Berkin, Ali İsmail, Mehmet Ayvalıtaş ölüyorsa, Gezi Parkı’nda çok sayıda insan çıkan olaylarda yaralandıysa, halen ülkede çok sayıda insan sıkıntı yaşıyorsa bu tür türküler de maalesef tam yerini bulmuş oluyor” diye konuştu.
19 Temmuz 2014 Cumartesi
AKP döneminde İsrail ile ticaret rekora koşuyor
Türkiye ile İsrail arasında 4 yıl önce 3 milyar dolar olan ticaret hacmi 2013’te rekor kırarak 5 milyar dolara ulaştı. İsrail Ekonomi Bakanı Naftali Bennett’e göre iki ülke arasındaki ticaret hacmi bu sene yeni rekorunu kıracak.
İsrail ’in Gazze’ye yönelik saldırılarına tepki gösteren muhalefet partileri, hükümetin söylemlerinin tersine ticari alanda bu ülke ile ticari ilişkileri hızla artırdığına dikkat çekti.
"NEREDEYSE İSRAİL’E HARP İLAN ETTİK, OYSA GERÇEKLER GÖRÜNDÜĞÜNDEN BİR HAYLİ FARKLI"
TBMM’de dün basın toplantısı düzenleyen CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, sabah akşam Gazze’yi ağzından düşürmeyenlerin, İsrail’e petrol akıtılmasına aracılık etmekten hiç rahatsızlık duymadığını söyledi. MHP Grup Başkan Vekili Oktay Vural da Meclis’teki toplantısında “Ateşli konuşmalara bakarsak neredeyse İsrail’e harp ilan ettik. Oysa gerçekler göründüğünden bir hayli farklı. 2002’de, yani AK Parti işbaşına geldiği yıl iki ülke arasındaki ticaret hacmi 1,2 milyar dolar iken bu rakam 2013’te 4,8 milyar doları aşmıştır. Siz kimi kandırıyorsunuz? Gemicikleriniz İsrail limanlarında harıl harıl ticaret yapıyor. Kuzey Irak’tan Gazze’yi vuran uçaklara yakıt taşıyorsunuz.” dedi.
"TÜRKİYE İLE İSRAİL ARASINDA TİCARET GİDEREK BÜYÜYOR"
Rakamlar, muhalefet parti temsilcilerinin iddialarını doğrular nitelikte. Türkiye ile İsrail arasında ticaret giderek büyüyor. 2013 yılında ilk 6 ayda İsrail, Türkiye’nin en fazla ihracat yaptığı 24. ülke iken, bu sene en fazla ihracat yaptığı 17. ülke konumuna ulaştı. İhracatta 7 basamak birden yükselen İsrail’e ihracat artışı yüzde 23 olurken, İsrail’den yapılan ithalat artışı da dikkat çekti. İlk 5 aylık ithalat rakamları, geçen yılın aynı dönemi ile kıyaslandığında yüzde 27 artış sağladı. Bu, 974,7 milyon dolar olan 2013 ilk 5 aylık ithalatının bu yıl ilk 5 ayında 1,247 milyar dolara ulaştığı anlamına geliyor. İki ülke arasındaki ticaret hacmi 2008 yılında 3,4 milyar dolar iken, rakam 2010’da 3 milyar dolara, 2011 yılında 4,4 milyar dolara ulaşmıştı. Türkiye-İsrail ticaret hacmi, 2012’de yine 4 milyar doları aştı, 2013’te ise 5 milyar dolar olarak kaydedilen ticaret hacmi, İsrail Ekonomi Bakanı Naftali Bennett’e göre bu sene yeni rekorunu kıracak.
"BU SENE YENİ REKOR KIRALABİLİR"
İsrail Ekonomi Bakanı Bennett, temmuzda Türkiye-İsrail ticaret hacmine değinerek, “2013’teki Türkiye-İsrail arasındaki ticaret rekorunun ardından 4 ayda ihracatımız yüzde 25 artışla 949,2 milyon dolara ulaştı. Türkiye’den ithalat ise yüzde 21 arttı. Bu, 2013’te iki ülke ticaretinde kırılan rekorun bu sene tekrar kırılabileceğine işaret. Bunun için 2014’ün ilk üç ayındaki trendin devam etmesi yeterli.” açıklamasında bulunmuştu.
"İSRAİL’İN TÜRKİYE’YE İHRACATININ YÜZDE 70’İNİ KİMYASALLAR OLUŞTURUYOR"
Konu ile ilgili gazetecilere birçok kez açıklamada bulunan İsrail Ekonomi Bakanlığı Dış Ticaret Müdürü Ehud Cohen de Türkiye ile İsrail arasındaki ticari ilişkisinin hızlı geliştiğini, bunun Türkiye’nin İsrail’de yatırımını da teşvik ettiğini vurgulamıştı. Mayısta bazı Türk şirketleri yöneticilerinden oluşan delegasyon İsrail’deki bir konferansa katılmak için İsrail’e gitmişti. Burada ileri teknoloji konulu konuşmalar yapılmıştı. İsrail’in Türkiye’ye ihracatının yüzde 70’ini kimyasallar oluşturuyor. Bunların başında Oil Refineries ve Carmel Olefins şirketlerinden yapılan ithalat geliyor. Yüzde 9 oranında plastik ve lastik mamulleri ithalatı yapılıyor. Yüzde 6,5 oranında da elektrikli ekipmanların ithalatı yapılıyor. İsrail ise Türkiye’den çok çeşitli malzemeler alıyor. Plastik, lastik, mineral, tekstil, beton, seramik, cam makineleri ve otomotiv sektörü ile ilgili alım yapıyor.
İsrail ’in Gazze’ye yönelik saldırılarına tepki gösteren muhalefet partileri, hükümetin söylemlerinin tersine ticari alanda bu ülke ile ticari ilişkileri hızla artırdığına dikkat çekti.
"NEREDEYSE İSRAİL’E HARP İLAN ETTİK, OYSA GERÇEKLER GÖRÜNDÜĞÜNDEN BİR HAYLİ FARKLI"
TBMM’de dün basın toplantısı düzenleyen CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, sabah akşam Gazze’yi ağzından düşürmeyenlerin, İsrail’e petrol akıtılmasına aracılık etmekten hiç rahatsızlık duymadığını söyledi. MHP Grup Başkan Vekili Oktay Vural da Meclis’teki toplantısında “Ateşli konuşmalara bakarsak neredeyse İsrail’e harp ilan ettik. Oysa gerçekler göründüğünden bir hayli farklı. 2002’de, yani AK Parti işbaşına geldiği yıl iki ülke arasındaki ticaret hacmi 1,2 milyar dolar iken bu rakam 2013’te 4,8 milyar doları aşmıştır. Siz kimi kandırıyorsunuz? Gemicikleriniz İsrail limanlarında harıl harıl ticaret yapıyor. Kuzey Irak’tan Gazze’yi vuran uçaklara yakıt taşıyorsunuz.” dedi.
"TÜRKİYE İLE İSRAİL ARASINDA TİCARET GİDEREK BÜYÜYOR"
Rakamlar, muhalefet parti temsilcilerinin iddialarını doğrular nitelikte. Türkiye ile İsrail arasında ticaret giderek büyüyor. 2013 yılında ilk 6 ayda İsrail, Türkiye’nin en fazla ihracat yaptığı 24. ülke iken, bu sene en fazla ihracat yaptığı 17. ülke konumuna ulaştı. İhracatta 7 basamak birden yükselen İsrail’e ihracat artışı yüzde 23 olurken, İsrail’den yapılan ithalat artışı da dikkat çekti. İlk 5 aylık ithalat rakamları, geçen yılın aynı dönemi ile kıyaslandığında yüzde 27 artış sağladı. Bu, 974,7 milyon dolar olan 2013 ilk 5 aylık ithalatının bu yıl ilk 5 ayında 1,247 milyar dolara ulaştığı anlamına geliyor. İki ülke arasındaki ticaret hacmi 2008 yılında 3,4 milyar dolar iken, rakam 2010’da 3 milyar dolara, 2011 yılında 4,4 milyar dolara ulaşmıştı. Türkiye-İsrail ticaret hacmi, 2012’de yine 4 milyar doları aştı, 2013’te ise 5 milyar dolar olarak kaydedilen ticaret hacmi, İsrail Ekonomi Bakanı Naftali Bennett’e göre bu sene yeni rekorunu kıracak.
"BU SENE YENİ REKOR KIRALABİLİR"
İsrail Ekonomi Bakanı Bennett, temmuzda Türkiye-İsrail ticaret hacmine değinerek, “2013’teki Türkiye-İsrail arasındaki ticaret rekorunun ardından 4 ayda ihracatımız yüzde 25 artışla 949,2 milyon dolara ulaştı. Türkiye’den ithalat ise yüzde 21 arttı. Bu, 2013’te iki ülke ticaretinde kırılan rekorun bu sene tekrar kırılabileceğine işaret. Bunun için 2014’ün ilk üç ayındaki trendin devam etmesi yeterli.” açıklamasında bulunmuştu.
"İSRAİL’İN TÜRKİYE’YE İHRACATININ YÜZDE 70’İNİ KİMYASALLAR OLUŞTURUYOR"
Konu ile ilgili gazetecilere birçok kez açıklamada bulunan İsrail Ekonomi Bakanlığı Dış Ticaret Müdürü Ehud Cohen de Türkiye ile İsrail arasındaki ticari ilişkisinin hızlı geliştiğini, bunun Türkiye’nin İsrail’de yatırımını da teşvik ettiğini vurgulamıştı. Mayısta bazı Türk şirketleri yöneticilerinden oluşan delegasyon İsrail’deki bir konferansa katılmak için İsrail’e gitmişti. Burada ileri teknoloji konulu konuşmalar yapılmıştı. İsrail’in Türkiye’ye ihracatının yüzde 70’ini kimyasallar oluşturuyor. Bunların başında Oil Refineries ve Carmel Olefins şirketlerinden yapılan ithalat geliyor. Yüzde 9 oranında plastik ve lastik mamulleri ithalatı yapılıyor. Yüzde 6,5 oranında da elektrikli ekipmanların ithalatı yapılıyor. İsrail ise Türkiye’den çok çeşitli malzemeler alıyor. Plastik, lastik, mineral, tekstil, beton, seramik, cam makineleri ve otomotiv sektörü ile ilgili alım yapıyor.
28 Mayıs 2014 Çarşamba
2014 de sağlık'ta büyük zamlar geldi.
TÜİK verilerine dayanarak yapılan araştırmaya göre, 17 sağlık madde fiyatının tamamında artış yaşandı. Sağlık madde fiyatlarında en dikkat çeken artışlar yüzde 6,71 artışla sezaryen ücretlerinde oldu.
Artık Parası olmayana sağlık hizmeti de yok
2014 yılı Ocak ayında 989,37 TL olan sezaryen doğum ücretleri 2014 yılı Nisan ayında 1055,78 TL'ye çıktı. Yüzde 5,86 artışla ameliyat ücreti oransal değerlendirmede ikinci en fazla artan sağlık madde fiyatı oldu. Diş dolgu ücreti 2014 yılı Ocak ayında 86,58 TL iken bu rakam 2014 yılı Nisan ayında 90,66 TL'ye yükselerek yüzde 4,71 arttı. Diş çekme ücreti 2014 yılı Ocak ayında 55,20 TL iken bu rakam 2014 yılı Nisan ayında 58,13 TL'ye yükselerek yüzde 5,30 arttı.
Normal doğum ücreti 2014 yılı Ocak ayında 809,37 TL iken bu rakam 2014 yılı Nisan ayında 851,55 TL'ye yükselerek yüzde 5,21 arttı. Hastane yatak ücreti 2014 yılı Ocak 118,10 TL iken 2014 Nisan ayında 119,78 TL'ye yükselerek yüzde 1,42 arttı. İlaç ücretleri 2014 Ocak ayında 9,88 TL iken bu rakam 2014 yılı Nisan ayında 9,92 TL'ye yükselerek yüzde 0,46 arttı.
"MAAŞLARA YAPILAN ZAMLAR 4 AYDA YOK OLMA NOKTASINA GELDİ"
Türk Sağlık-Sen Genel Başkanı Önder Kahveci, araştırmaya ilişkin ANKA'ya yaptığı değerlendirmede, maaşlara yapılan zamların 4 ayda yok olma noktasına geldiğini belirterek, şöyle konuştu:
"Her şey zamlanıyor; fakat enflasyon farkını istemeyen Memur-Sen'in imzaladığı toplu sözleşme nedeniyle memurun maaşı eriyip gidiyor. Önümüzdeki aylarda da memur maaşları enflasyona yenik düşecek. Ekonomi çevrelerinin yıllık enflasyonun çift haneli rakamlara ulaşacağı sözlerini de değerlendirdiğimizde memurların zammı enflasyon karşısında buharlaşacak."
Artık Parası olmayana sağlık hizmeti de yok
2014 yılı Ocak ayında 989,37 TL olan sezaryen doğum ücretleri 2014 yılı Nisan ayında 1055,78 TL'ye çıktı. Yüzde 5,86 artışla ameliyat ücreti oransal değerlendirmede ikinci en fazla artan sağlık madde fiyatı oldu. Diş dolgu ücreti 2014 yılı Ocak ayında 86,58 TL iken bu rakam 2014 yılı Nisan ayında 90,66 TL'ye yükselerek yüzde 4,71 arttı. Diş çekme ücreti 2014 yılı Ocak ayında 55,20 TL iken bu rakam 2014 yılı Nisan ayında 58,13 TL'ye yükselerek yüzde 5,30 arttı.
Normal doğum ücreti 2014 yılı Ocak ayında 809,37 TL iken bu rakam 2014 yılı Nisan ayında 851,55 TL'ye yükselerek yüzde 5,21 arttı. Hastane yatak ücreti 2014 yılı Ocak 118,10 TL iken 2014 Nisan ayında 119,78 TL'ye yükselerek yüzde 1,42 arttı. İlaç ücretleri 2014 Ocak ayında 9,88 TL iken bu rakam 2014 yılı Nisan ayında 9,92 TL'ye yükselerek yüzde 0,46 arttı.
"MAAŞLARA YAPILAN ZAMLAR 4 AYDA YOK OLMA NOKTASINA GELDİ"
Türk Sağlık-Sen Genel Başkanı Önder Kahveci, araştırmaya ilişkin ANKA'ya yaptığı değerlendirmede, maaşlara yapılan zamların 4 ayda yok olma noktasına geldiğini belirterek, şöyle konuştu:
"Her şey zamlanıyor; fakat enflasyon farkını istemeyen Memur-Sen'in imzaladığı toplu sözleşme nedeniyle memurun maaşı eriyip gidiyor. Önümüzdeki aylarda da memur maaşları enflasyona yenik düşecek. Ekonomi çevrelerinin yıllık enflasyonun çift haneli rakamlara ulaşacağı sözlerini de değerlendirdiğimizde memurların zammı enflasyon karşısında buharlaşacak."
19 Mayıs 2014 Pazartesi
Soma Holding'e devletten resmen ihale yağmış
Uçan kuşa borçlu
Soma’da 301 madenciye mezar olan madenin işletmecisi Soma Holding, 1984’te kuruldu. İzmir ve Manisa çevresinde küçük çaplı madenler işletti. 2004 yılına kadar borç batağındaydı. Holdingin kaderi Türkiye
Kömür İşletmeleri’nden (TKİ) 2005’te alınan ilk ihale ile değişmeye başladı. Bu tarihten beri şirket devletten 60-70 milyar liralık ihale aldı. İhalelerden bazıları şöyle:
İhalesiz verildi
SOMA GEVENTEPE:
8 Eylül 2005’te TKİ ile sözleşme imzalayarak madenin işlemesini aldı. Yıllık 1 milyon ton kömür üretilmesi öngörüldü ve 2016’ya kadar yetki verildi.
MERKEZ OCAK:
TKİ, ihalesiz olarak Geventepe’nin yanındaki sahaları da şirkete vermeye başladı. 2012’de 6 milyon ton rezervi bulunan Merkez Ocağı şirkete verildi.
IŞIKLAR SAHASI:
Soma’daki Işıklar Sahası aynı dönemde Soma Holding’e ihalesiz tahsis edildi.
EYNEZ BÖLGESİ:
Facianın yaşandığı bu sahayı Ciner Grubu işletiyordu. 2009’da Soma Holding’e devretti.
Yürü ya kulum!..
ZONGULDAK SAHASI:
2011’de şirket madencilik ihalesinde adeta kadrolu hale geldi. Zonguldak Bağlık-İnağzı’ndaki kömür sahasının 36 yıllık işletme hakkını kazandı.
YENİ ÇELTEK SAHASI:
2013’te ise Amasya Merzifon’daki maden sahasının işetme hakkı 35 yıllığına Soma Holding’e devredildi. Yıllık 1.2 milyon ton maden üretilmesi öngörülüyor. Aynı bölgede 405 megavat gücünde bir de santral kurulacak. TKİ ise Soma A.Ş.’den ihalesiz bir şekilde kömür temin ediyor. TKİ’nin ihale yaparak aldığı kömürden çok daha fazla para ödediği belirtiliyor.
Soma’da 301 madenciye mezar olan madenin işletmecisi Soma Holding, 1984’te kuruldu. İzmir ve Manisa çevresinde küçük çaplı madenler işletti. 2004 yılına kadar borç batağındaydı. Holdingin kaderi Türkiye
Kömür İşletmeleri’nden (TKİ) 2005’te alınan ilk ihale ile değişmeye başladı. Bu tarihten beri şirket devletten 60-70 milyar liralık ihale aldı. İhalelerden bazıları şöyle:
İhalesiz verildi
SOMA GEVENTEPE:
8 Eylül 2005’te TKİ ile sözleşme imzalayarak madenin işlemesini aldı. Yıllık 1 milyon ton kömür üretilmesi öngörüldü ve 2016’ya kadar yetki verildi.
MERKEZ OCAK:
TKİ, ihalesiz olarak Geventepe’nin yanındaki sahaları da şirkete vermeye başladı. 2012’de 6 milyon ton rezervi bulunan Merkez Ocağı şirkete verildi.
IŞIKLAR SAHASI:
Soma’daki Işıklar Sahası aynı dönemde Soma Holding’e ihalesiz tahsis edildi.
EYNEZ BÖLGESİ:
Facianın yaşandığı bu sahayı Ciner Grubu işletiyordu. 2009’da Soma Holding’e devretti.
Yürü ya kulum!..
ZONGULDAK SAHASI:
2011’de şirket madencilik ihalesinde adeta kadrolu hale geldi. Zonguldak Bağlık-İnağzı’ndaki kömür sahasının 36 yıllık işletme hakkını kazandı.
YENİ ÇELTEK SAHASI:
2013’te ise Amasya Merzifon’daki maden sahasının işetme hakkı 35 yıllığına Soma Holding’e devredildi. Yıllık 1.2 milyon ton maden üretilmesi öngörülüyor. Aynı bölgede 405 megavat gücünde bir de santral kurulacak. TKİ ise Soma A.Ş.’den ihalesiz bir şekilde kömür temin ediyor. TKİ’nin ihale yaparak aldığı kömürden çok daha fazla para ödediği belirtiliyor.
17 Mayıs 2014 Cumartesi
Ahmet Hakan: Hükümet'in tek endişesi, bu işten nasıl yırtarız.
Hürriyet yazarı Ahmet Hakan AKP'nin “Biz bu işten nasıl daha az zarar görürüz” endişesinde olduğunu yazdı...
Ahmet Hakan: Hükümet'in tek endişesi, bu işten nasıl yırtarız... Hürriyet gazetesi yazarı Ahmet Hakan, bugünkü yazısında hükümete karşı algı operasyonunu olmadığını kendi talihsiz açıklamalarıyla kötü algı oluşturduklarını ve hükümetin tek derdinin bu işten ''nasıl sıyrılırız'' olduğunu yazdı.
İşte Ahmet Hakan'ın bugünkü yazısı...
Konuştukça infiali körüklüyorsunuz
EY devletliler!
Ey hükümet yetkilileri!
Kimsenin size algı operasyonu çekmesine gerek yok.
Algı operasyonunu siz kendi kendinize çekiyorsunuz.
Algıyı kızıştıran sizsiniz.
*
Ayırmışsınız kendi kaderinizi, vatandaşın kaderinden.
“Aman hükümetimize bir şey olacak, aman başımıza bir hal gelecek, aman bu işler büyüyecek” endişesiyle hata üstüne hata yapıyorsunuz.
Tezleriniz, kıyaslamalarınız, edanız, tavrınız, üslubunuz, yaklaşımınız... Bir felaket!
*
Ey devletliler!
Ey hükümet yetkilileri!
Hiçbir kusur kabul etmiyorsunuz.
Hiçbir yanlışı üzerinize almıyorsunuz.
Yaptığınız açıklamalar, bu boyutta büyük bir faciaya uygun düşecek açıklamalar değil.
Açıklamalarınızda “insan” yok, “vicdan” yok, “mahcubiyet” yok, “mantık” yok, “tutarlılık” yok.
Bir tek şey var: “Biz bu işten nasıl daha az zarar görürüz” endişesi.
Bu endişeniz ölümler karşısındaki üzüntünüzün bile önüne geçmiş durumda.
En azından böyle hissediliyor, böyle hissettiriyorsunuz.
*
Bıktık Uzakdoğu’dan örnek vermeye ama daha dün gemi battı diye Güney Kore’de başbakan istifa etti.
Hadi siz o kadar büyük davranmayın.
Bir küçük özür, bir minik mahcubiyet bile yeter.
*
Bırakın şu “biz her durumda kuyruğu dik tutarız” tavrını.
Bırakın laf yarıştırmayı, polemik yapmayı, kusur kabul etmeyen tutumu...
Siz laf yarıştırdıkça, siz polemiklere daldıkça, siz kusur kabul etmedikçe...
Galeyan halinin ortaya çıktığını unutmayın.
*
Ey devletliler!
Ey hükümet yetkilileri!
En iyi algı operasyonu vicdani ve insani şeyler söylemektir.
Vicdani ve insani bir duruş sergileyin.
Vicdani ve insani duruş sergileyene...
Yeryüzünün bütün çakalları algı operasyonu çekse bile sökmez.
Yazının tamamını okumak için TIKLAYINIZ!
Ahmet Hakan: Hükümet'in tek endişesi, bu işten nasıl yırtarız... Hürriyet gazetesi yazarı Ahmet Hakan, bugünkü yazısında hükümete karşı algı operasyonunu olmadığını kendi talihsiz açıklamalarıyla kötü algı oluşturduklarını ve hükümetin tek derdinin bu işten ''nasıl sıyrılırız'' olduğunu yazdı.
İşte Ahmet Hakan'ın bugünkü yazısı...
Konuştukça infiali körüklüyorsunuz
EY devletliler!
Ey hükümet yetkilileri!
Kimsenin size algı operasyonu çekmesine gerek yok.
Algı operasyonunu siz kendi kendinize çekiyorsunuz.
Algıyı kızıştıran sizsiniz.
*
Ayırmışsınız kendi kaderinizi, vatandaşın kaderinden.
“Aman hükümetimize bir şey olacak, aman başımıza bir hal gelecek, aman bu işler büyüyecek” endişesiyle hata üstüne hata yapıyorsunuz.
Tezleriniz, kıyaslamalarınız, edanız, tavrınız, üslubunuz, yaklaşımınız... Bir felaket!
*
Ey devletliler!
Ey hükümet yetkilileri!
Hiçbir kusur kabul etmiyorsunuz.
Hiçbir yanlışı üzerinize almıyorsunuz.
Yaptığınız açıklamalar, bu boyutta büyük bir faciaya uygun düşecek açıklamalar değil.
Açıklamalarınızda “insan” yok, “vicdan” yok, “mahcubiyet” yok, “mantık” yok, “tutarlılık” yok.
Bir tek şey var: “Biz bu işten nasıl daha az zarar görürüz” endişesi.
Bu endişeniz ölümler karşısındaki üzüntünüzün bile önüne geçmiş durumda.
En azından böyle hissediliyor, böyle hissettiriyorsunuz.
*
Bıktık Uzakdoğu’dan örnek vermeye ama daha dün gemi battı diye Güney Kore’de başbakan istifa etti.
Hadi siz o kadar büyük davranmayın.
Bir küçük özür, bir minik mahcubiyet bile yeter.
*
Bırakın şu “biz her durumda kuyruğu dik tutarız” tavrını.
Bırakın laf yarıştırmayı, polemik yapmayı, kusur kabul etmeyen tutumu...
Siz laf yarıştırdıkça, siz polemiklere daldıkça, siz kusur kabul etmedikçe...
Galeyan halinin ortaya çıktığını unutmayın.
*
Ey devletliler!
Ey hükümet yetkilileri!
En iyi algı operasyonu vicdani ve insani şeyler söylemektir.
Vicdani ve insani bir duruş sergileyin.
Vicdani ve insani duruş sergileyene...
Yeryüzünün bütün çakalları algı operasyonu çekse bile sökmez.
Yazının tamamını okumak için TIKLAYINIZ!
14 Mayıs 2014 Çarşamba
Soma faciası hakkında konuşan bu Akp'lilere Twitter'da tepki yağdı.
Soma'daki maden faciasının ardından AK Partili'li Burhan Kuzu ve Şamil Tayyar ile Prof.Orhan Kural'ın sözleri sosyal medyada büyük tepki çekti. Kuzu, maden ocağı için ''Adete köstebek yuvası'' derken, Tayyar CHP'yi Meclis'i tıkamakla suçladı.
Prof. Orhan Kural ise maden faciasında yaşanan ölümler için ''tatlı ölüm'' gafı yaptı. Gazeteci Fatih Tezcan da attığı tweette Gezi Parkı direnişine gönderme yapması çok konuşuldu.
AK Parti Milletvekili Burhan Kuzu'nun Twitter'dan maden faciası ile ilgili attığı tweet büyük tepki çekti.
Soma'da yaşanan maden faciasından sonra Belediye Başkanı Cengiz Ergün'ün 157 ölü var açıklaması sonrası bu acı haber sosyal medyada hızla yayıldı. AKP'li Burhan Kuzu yayılan ölüm haberlerine Twitter adresinden tepki gösterirken bu haber üzerine yorum yapanlara hakaret etti.
ADETA KÖSTEBEK YUVASI
Burhan Kuzu "Açıklama getirelim: 2 KM derinlikte 200 kişinin mahsur kaldığı bölgeyi derinlemesine değil yatay olarak algılayalım. Adeta bir köstebek yuvası. Soma kazasında resmi rakamlar dışında bir takım kazmaların verdiği ürkütücü rakamlara inanmayın. Başbakan bugün Somaya gidecek." dedi.
Kuzu'nun bu tweeti sonrası birçok Twitter kullanıcısı Kuzu'ya çok sert tepkilerle yanıt verdi.
GÜZEL ÖLÜMDEN SONRA TATLI ÖLÜM
Prof. Dr. Orhan Kural, CNNTürk’te Cüneyt Özdemir’in sunduğu 5N1K programında Soma’da ölen işçiler hakkında yaptığı gaf tepki çekti. Kural, "Karbonmonoksit oksijenden daha hafiftir, yukarı çıkar. Çok iyi bir intihar yoludur. Çok tatlı bir ölümdür" dedi.
CNN Türk televizyonunda Cüneyt Özdemir'in konuğu Prof. Dr. Orhan Kural'dı. Kural'ın canlı yayında yaptığı açıklamalar sosyal medyada büyük tepki topladı.
CHP MECLİSİ TIKAMAK İSTİYOR
AKP Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar, Beyaz TV’de yayınlanan Son Söz programında Soma’da yaşanan iş cinayetine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Tayyar Soma için önerge veren CHP'lileri önergeye sahip çıkmamakla itham etti. Şamil Tayyar işçilerin güvenliği için soru önergesi veren CHP'yi Soma faciası konusunda da suçlu ilan etti.
Tayyar, “Laf olsun torba dolsun diye önerge veriyorlar. CHP böyle bir önerge vermişse, kaç CHP’li bu önergeye oy verdi. Laf olsun diye geliyor, çıkıp gidiyorlar. Araştırma önergelerinin hedefi Meclis’i tıkamak” dedi.
GEZİ'DEN İKİ HAFTA ÖNCE
Gazeteci Fatih Tezcan ise attığı tweet sonucunda büyük tepki çekti. Tezcan, "Gezi yıldönümden 2 hafta önce yaşanan Soma Faciası'na ne sebep oldu, çok merak ediyoruz. Bulunmalı!"dedi.
Prof. Orhan Kural ise maden faciasında yaşanan ölümler için ''tatlı ölüm'' gafı yaptı. Gazeteci Fatih Tezcan da attığı tweette Gezi Parkı direnişine gönderme yapması çok konuşuldu.
AK Parti Milletvekili Burhan Kuzu'nun Twitter'dan maden faciası ile ilgili attığı tweet büyük tepki çekti.
Soma'da yaşanan maden faciasından sonra Belediye Başkanı Cengiz Ergün'ün 157 ölü var açıklaması sonrası bu acı haber sosyal medyada hızla yayıldı. AKP'li Burhan Kuzu yayılan ölüm haberlerine Twitter adresinden tepki gösterirken bu haber üzerine yorum yapanlara hakaret etti.
ADETA KÖSTEBEK YUVASI
Burhan Kuzu "Açıklama getirelim: 2 KM derinlikte 200 kişinin mahsur kaldığı bölgeyi derinlemesine değil yatay olarak algılayalım. Adeta bir köstebek yuvası. Soma kazasında resmi rakamlar dışında bir takım kazmaların verdiği ürkütücü rakamlara inanmayın. Başbakan bugün Somaya gidecek." dedi.
Kuzu'nun bu tweeti sonrası birçok Twitter kullanıcısı Kuzu'ya çok sert tepkilerle yanıt verdi.
GÜZEL ÖLÜMDEN SONRA TATLI ÖLÜM
Prof. Dr. Orhan Kural, CNNTürk’te Cüneyt Özdemir’in sunduğu 5N1K programında Soma’da ölen işçiler hakkında yaptığı gaf tepki çekti. Kural, "Karbonmonoksit oksijenden daha hafiftir, yukarı çıkar. Çok iyi bir intihar yoludur. Çok tatlı bir ölümdür" dedi.
CNN Türk televizyonunda Cüneyt Özdemir'in konuğu Prof. Dr. Orhan Kural'dı. Kural'ın canlı yayında yaptığı açıklamalar sosyal medyada büyük tepki topladı.
CHP MECLİSİ TIKAMAK İSTİYOR
AKP Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar, Beyaz TV’de yayınlanan Son Söz programında Soma’da yaşanan iş cinayetine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Tayyar Soma için önerge veren CHP'lileri önergeye sahip çıkmamakla itham etti. Şamil Tayyar işçilerin güvenliği için soru önergesi veren CHP'yi Soma faciası konusunda da suçlu ilan etti.
Tayyar, “Laf olsun torba dolsun diye önerge veriyorlar. CHP böyle bir önerge vermişse, kaç CHP’li bu önergeye oy verdi. Laf olsun diye geliyor, çıkıp gidiyorlar. Araştırma önergelerinin hedefi Meclis’i tıkamak” dedi.
GEZİ'DEN İKİ HAFTA ÖNCE
Gazeteci Fatih Tezcan ise attığı tweet sonucunda büyük tepki çekti. Tezcan, "Gezi yıldönümden 2 hafta önce yaşanan Soma Faciası'na ne sebep oldu, çok merak ediyoruz. Bulunmalı!"dedi.
Madencinin kızı babasını böyle resmetmiş.
Onlar senin benim gibi insanlardı.Tek gayeleri evlerine bir kaç somun ekmek götürebilmekti.Bu hoyrat çalışma düzeni onların kötü kaderi oldu.
Ölenlere Allah Rahmet eylesin.Umarım bu facia son olur.Ama bu kafalar ile biraz zor gibi...
12 Mayıs 2014 Pazartesi
Başörtülü kızları omuzlarına oturtmuşlar!
Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ, katıldığı Düzce Üniversitesi Bahar Şenlikleri'nde başörtülü kızların erkeklerin omuzlarında oturmalarından şikayet etti.
Düzce Üniversitesi Bahar Şenlikleri'nde konser sırasında başörtülü öğrencilerin eğlenirken görüntüleri AKP milletvekilinin tepkisine yol açtı.
AKP Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ sosyal medya hesabından, "Düzce Üniversitesi'nin bahar şenliklerinde başörtülü kızların erkeklerin omuzlarında oturmalarını utanarak izledim. Ahh değerler nerede" yazan Özdağ şöyle devam etti: "İnsan başının olduğu yer de değil aklının olduğu yerdedir aklını o nurdan örtüyle örtenlere ihtiyacımız var nice örtünmüş var açılmaya aday. Nice açık var kapanmaya namzet insan başının olduğu yer de değil aklının olduğu yerdedir." dedi.
Özdağ'ın sözleri sosyal medyada kimileri tarafından olumlu karşılanırken kimileri tarafından 'ayrımcı' bulundu.
Düzce Üniversitesi Bahar Şenlikleri'nde konser sırasında başörtülü öğrencilerin eğlenirken görüntüleri AKP milletvekilinin tepkisine yol açtı.
AKP Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ sosyal medya hesabından, "Düzce Üniversitesi'nin bahar şenliklerinde başörtülü kızların erkeklerin omuzlarında oturmalarını utanarak izledim. Ahh değerler nerede" yazan Özdağ şöyle devam etti: "İnsan başının olduğu yer de değil aklının olduğu yerdedir aklını o nurdan örtüyle örtenlere ihtiyacımız var nice örtünmüş var açılmaya aday. Nice açık var kapanmaya namzet insan başının olduğu yer de değil aklının olduğu yerdedir." dedi.
Özdağ'ın sözleri sosyal medyada kimileri tarafından olumlu karşılanırken kimileri tarafından 'ayrımcı' bulundu.
30 Nisan 2014 Çarşamba
AKP'li kadın milletvekilini utandıran CHP'li.
AK Parti İstanbul Milletvekili Gülay Dalyan, TBMM Genel Kurulu çalışmalarına katıldı. Dalyan, CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi ile kürsüde konuşma yaptığı sırada sözlü tartıştı.
BEKLENMEDİK İLTİFAT
CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, TBMM Genel Kurulu’nda dört bakanın fezlekesiyle ilgili kürsüden yaptığı konuşma sırasında, kendisine oturduğu sıradan laf atan AK Parti İstanbul Milletvekili Gülay Dalyan’a beklemediği bir iltifatta bulundu.
Hamzaçebi kürsüde konuşurken laf atan Ak Parti milletvekili Gülay Aydan'la aralarında ilginç bir diyalog gelişti.
İşte ikili arasında geçen o diyalog:
GÜLAY DALYAN: Bunu cümle âlem konuştu.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ: Hanımefendi, size hiç yakışmıyor laf atmak.
GÜLAY DALYAN: Allah Allah, izin mi alacağız?
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ: O kıyafetinizin şıklığı o laf atmanın sakilliğini izleyemiyor.
GÜLAY DALYAN: Biz her zaman şıklığımızı koruyoruz, siz partililerinize konuşun.
Bu iltifatların ardından AK Partili Gülay Dalyan'ın objektiflerin kendisine yöneldiğini görünce utanması dikkatlerden kaçmadı.
BEKLENMEDİK İLTİFAT
CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, TBMM Genel Kurulu’nda dört bakanın fezlekesiyle ilgili kürsüden yaptığı konuşma sırasında, kendisine oturduğu sıradan laf atan AK Parti İstanbul Milletvekili Gülay Dalyan’a beklemediği bir iltifatta bulundu.
Hamzaçebi kürsüde konuşurken laf atan Ak Parti milletvekili Gülay Aydan'la aralarında ilginç bir diyalog gelişti.
İşte ikili arasında geçen o diyalog:
GÜLAY DALYAN: Bunu cümle âlem konuştu.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ: Hanımefendi, size hiç yakışmıyor laf atmak.
GÜLAY DALYAN: Allah Allah, izin mi alacağız?
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ: O kıyafetinizin şıklığı o laf atmanın sakilliğini izleyemiyor.
GÜLAY DALYAN: Biz her zaman şıklığımızı koruyoruz, siz partililerinize konuşun.
Bu iltifatların ardından AK Partili Gülay Dalyan'ın objektiflerin kendisine yöneldiğini görünce utanması dikkatlerden kaçmadı.
28 Nisan 2014 Pazartesi
CHP'li şairi Akp'li Belediye çöpcü yaptı.
Denizli’nin ödüllü şairlerinden, Çivril Belediyesi’nde 4,5 yıl Basın-Yayın Halkla İlişkiler Müdür Vekilliği yapan Hakan Keysan’dan , yerel seçimin ardından Çivril Belediyesi yönetiminin CHP’den AKP’ye geçmesiyle, görev yeri değiştirilerek çöpçülüğe verildi.
Denizli’nin ödüllü şairlerinden, Çivril Belediyesi’nde 4,5 yıl Basın-Yayın Halkla İlişkiler Müdür Vekilliği yapan Hakan Keysan , yerel seçimin ardından Çivril Belediyesi yönetiminin CHP’den AKP’ye geçmesiyle, görev yeri değiştirilerek çöpçülüğe verildi.
Seçim bitti çöpçü oldular
30 Mart yerel seçimlerinde Çivril Belediyesi’nde yönetim CHP’den AKP’ye geçti. Denizli Haber’den Şengül Boz’un haberine göre; Başkan Güven Gürcan’ın ilk icraatlarından birisi de personel görevlendirmeleri oldu ve şair Hakan Keysan, temizlik işlerinde görevlendirildi.
Çivril’de elinde süpürgeyle sokak ve caddelerde temizlik yapan Hakan Keysan, geçtiğimiz hafta sonu İzmir Kitap Fuarı’na katıldı. Orada okurlarıyla buluşan Keysan, “4,5 yıl önce Çivril Belediyesi’nde işçi olarak çalışmaya başladım. Ancak, 4 yıllık fakülte mezunu olmam ve yeteneklerim doğrultusunda basın-yayın ve hakla ilişkiler birimi ile kültür, sosyal ve sportif alanlarında görevlendirildim. Şimdi çöpte çalışıyorum. Ben nerede olursa olsun yaptığım işi layıkıyla yapmaya çalışırım. Ancak, yeteneklerim ve eğitim aldığım alanda değerlendirilmek isterdim” dedi.
Çivril Belediyesi’nde 4,5 yıl Basın-Yayın ve Halkla İlişkiler Müdür Vekilliği görevi ile birlikte kültür, sosyal ve sportif hizmetlerin yürütülmesinde görev alan Keysan, Dumlupınar Üniversitesi Beden Eğitimi Öğretmenliği Bölümü mezunu olması nedeniyle Çivril Belediyesi bünyesinde açılan Yaz ve Kış Spor Okulları’nda verdiği eğitimle çok sayıda genci sporla tanıştırdı.
Ayrıca, 4 yıldır antrenörlüğünü üstlendiği Yeşil Çivril Belediyespor’un önemli başarılara imza atmasında rol oynadı. Geçtiğimiz yıl kurulan Nikfer Kayak Doğa Turizmi Gençlik ve Spor Kulübü (NİKADOS) Başkanı da olan Keysan, kayak sporunda da Denizli’deki öncülerden biri oldu.
CEMAL SÜREYYA ÖDÜLÜ’NÜ ALDI
Türkiye yazarlar Sendikası Üyesi olan ve Denizli’de 12 yıldan beri yayın hayatını sürdüren Sunak Dergisi’nin imtiyaz sahipliğini yapan Hakan Keysan’ın “Suda Bıçak İzi”, “Sus Odası”, “Yangın Lekesi” olmak üzere 3 şiir kitabı bulunuyor. Keysan, “Suda Bıçak İzi” isimli dosyasıyla 1999 yılında Cemal Süreyya Hatay Şiir Ödülü’nü kazandı.
Denizli’nin ödüllü şairlerinden, Çivril Belediyesi’nde 4,5 yıl Basın-Yayın Halkla İlişkiler Müdür Vekilliği yapan Hakan Keysan , yerel seçimin ardından Çivril Belediyesi yönetiminin CHP’den AKP’ye geçmesiyle, görev yeri değiştirilerek çöpçülüğe verildi.
Seçim bitti çöpçü oldular
30 Mart yerel seçimlerinde Çivril Belediyesi’nde yönetim CHP’den AKP’ye geçti. Denizli Haber’den Şengül Boz’un haberine göre; Başkan Güven Gürcan’ın ilk icraatlarından birisi de personel görevlendirmeleri oldu ve şair Hakan Keysan, temizlik işlerinde görevlendirildi.
Çivril’de elinde süpürgeyle sokak ve caddelerde temizlik yapan Hakan Keysan, geçtiğimiz hafta sonu İzmir Kitap Fuarı’na katıldı. Orada okurlarıyla buluşan Keysan, “4,5 yıl önce Çivril Belediyesi’nde işçi olarak çalışmaya başladım. Ancak, 4 yıllık fakülte mezunu olmam ve yeteneklerim doğrultusunda basın-yayın ve hakla ilişkiler birimi ile kültür, sosyal ve sportif alanlarında görevlendirildim. Şimdi çöpte çalışıyorum. Ben nerede olursa olsun yaptığım işi layıkıyla yapmaya çalışırım. Ancak, yeteneklerim ve eğitim aldığım alanda değerlendirilmek isterdim” dedi.
Çivril Belediyesi’nde 4,5 yıl Basın-Yayın ve Halkla İlişkiler Müdür Vekilliği görevi ile birlikte kültür, sosyal ve sportif hizmetlerin yürütülmesinde görev alan Keysan, Dumlupınar Üniversitesi Beden Eğitimi Öğretmenliği Bölümü mezunu olması nedeniyle Çivril Belediyesi bünyesinde açılan Yaz ve Kış Spor Okulları’nda verdiği eğitimle çok sayıda genci sporla tanıştırdı.
Ayrıca, 4 yıldır antrenörlüğünü üstlendiği Yeşil Çivril Belediyespor’un önemli başarılara imza atmasında rol oynadı. Geçtiğimiz yıl kurulan Nikfer Kayak Doğa Turizmi Gençlik ve Spor Kulübü (NİKADOS) Başkanı da olan Keysan, kayak sporunda da Denizli’deki öncülerden biri oldu.
CEMAL SÜREYYA ÖDÜLÜ’NÜ ALDI
Türkiye yazarlar Sendikası Üyesi olan ve Denizli’de 12 yıldan beri yayın hayatını sürdüren Sunak Dergisi’nin imtiyaz sahipliğini yapan Hakan Keysan’ın “Suda Bıçak İzi”, “Sus Odası”, “Yangın Lekesi” olmak üzere 3 şiir kitabı bulunuyor. Keysan, “Suda Bıçak İzi” isimli dosyasıyla 1999 yılında Cemal Süreyya Hatay Şiir Ödülü’nü kazandı.
23 Nisan 2014 Çarşamba
İşte Yalova seçimini iptal ettiren AKP'li kısıtlı sandık müşahiti.
Yalova’da seçimlerin iptaline neden olanlardan Hasan B. Uzuntepe konuştu.
Yalova’da seçimlerin iptaline neden olan ‘7 kısıtlı seçmen’den biri olan Ak Partili Uzuntepe, ‘2010’da kısıtlı olduğuma karar verildi. YSK bana nasıl seçmen kaydı verdi bilmiyorum’ dedi.
Yalova’da 7 ‘kısıtlı’ seçmenin oy kullanması nedeniyle seçimler iptal olunca gözler bu isimlere çevrildi. Kısıtlı 7 vatandaş arasında CHP Genel Başkan Yardımcısı Muharrem İnce’nin Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) verdiği itiraz dilekçesinde ismi geçen Ak Parti sandık görevlisi Hasan Basri Uzuntepe’nin adı öne çıkıyor.
CHP’li İnce AKP’nin sandık görevlisi olarak atadığı Hasan Basri Uzuntepe için seçimi kaybedince ‘kısıtlıydı’ diyerek itirazda bulunmasını ‘kötü niyet’ diye nitelerken Rizeli olan ve Yalova’da yaşayan Hasan Basri Uzuntepe’ye VATAN ulaştı. Uzuntepe, şunları anlattı: “Benim kısıtlılığım 210’daki bir rapora dayanıyor.
Rize Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 2010 yılında bir sağlık kurulu başkanı, bir başhekim ve 6 doktordan oluşan 8 kişilik heyet tarafından ‘bipolar duygudurum bozukluğu’ olduğuna dair rapor verildi. Raporda yüzde 70 oranında ağır özürlü olduğum ve hastalığımın ‘tedaviyle işlevselliği düzelmeyen’ bir durum olduğu belirtiliyor. İlaç tedavim devam ediyor. Şu anda bir sorunum yok.”
Yalova’da seçimlerin iptaline neden olan ‘7 kısıtlı seçmen’den biri olan Ak Partili Uzuntepe, ‘2010’da kısıtlı olduğuma karar verildi. YSK bana nasıl seçmen kaydı verdi bilmiyorum’ dedi.
Yalova’da 7 ‘kısıtlı’ seçmenin oy kullanması nedeniyle seçimler iptal olunca gözler bu isimlere çevrildi. Kısıtlı 7 vatandaş arasında CHP Genel Başkan Yardımcısı Muharrem İnce’nin Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) verdiği itiraz dilekçesinde ismi geçen Ak Parti sandık görevlisi Hasan Basri Uzuntepe’nin adı öne çıkıyor.
CHP’li İnce AKP’nin sandık görevlisi olarak atadığı Hasan Basri Uzuntepe için seçimi kaybedince ‘kısıtlıydı’ diyerek itirazda bulunmasını ‘kötü niyet’ diye nitelerken Rizeli olan ve Yalova’da yaşayan Hasan Basri Uzuntepe’ye VATAN ulaştı. Uzuntepe, şunları anlattı: “Benim kısıtlılığım 210’daki bir rapora dayanıyor.
Rize Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 2010 yılında bir sağlık kurulu başkanı, bir başhekim ve 6 doktordan oluşan 8 kişilik heyet tarafından ‘bipolar duygudurum bozukluğu’ olduğuna dair rapor verildi. Raporda yüzde 70 oranında ağır özürlü olduğum ve hastalığımın ‘tedaviyle işlevselliği düzelmeyen’ bir durum olduğu belirtiliyor. İlaç tedavim devam ediyor. Şu anda bir sorunum yok.”
22 Nisan 2014 Salı
Sistemin çivisi çıktı.
Dosya tayin oldu, borcun yüzde 90'ı uçtu
AKP il başkanının şirketine 6 milyon TL ceza kesildi. Başkan, kendi ilinde indirim alamadı. Dosya Ankara’ya gitti, borcun yüzde 90’ı silindi.
Maliye Bakanlığı’nın, vergi cezasını “çerez parasına” düşürdüğü firmalarla ilgili iddiaların ardı arkası kesilmiyor. Cengiz İnşaat, Elektromed ve Albayrak Gayrimenkul şirketlerinin ardından, doğu illerinin birisinde AKP il Başkanlığı görevini yürüten M.K’nın, şirketlerine kesilen 6 milyon liralık vergi cezası da ilginç bir yöntemle kuşa çevrildi. Söz konusu başkanın vergi dosyasının tayini Ankara’ya çıkarıldı. Ardından da, ceza Merkezi Uzlaşma Komisyonu’nda değerlendirildi ve vergi cezasının yüzde 90’ı silindi.
Taraf'tan Hüseyin Özay'ın haberine göre, Maliye Bakanlığı’nın hükümete yakın bazı şirketlerin vergi borçlarını sıfırlama operasyonu büyüyor. Türk vergi sisteminde iki ayrı uzlaşma komisyonu bulunuyor. Büyük mükelleflerin vergi cezaları Gelir İdaresi Başkanlığı bünyesinde oluşturulan Merkezi Uzlaşma Komisyonu’nda, küçük mükelleflerin vergi cezaları da vergi başkanlıkları bünyesinde oluşturulan komisyonda ele alınıyor. Merkezi Uzlaşma Komisyonu’nun vergi cezalarını sıfırlama yetkisi bulunuyor. Taşralardaki komisyonlarda ise indirim oranı yüzde 50’yi geçemiyor.
Hükümete yakın bazı şirketlerin ise bu durumdan faydalanmak için vergi cezası dosyalarını Merkezi Uzlaşma Komisyonu’nda görüşülmesini sağladığı ortaya çıktı. Taraf’ın Maliye Bakanlığı Müsteşarlığı yetkililerinden edindiği bilgiye göre, bir AKP’li il başkanının şirketlerine kesilen 6 milyon liralık vergi cezası, mevzuattaki boşluklardan yararlanılarak Merkezi Uzlaşma Komisyonu’na sokuldu. Bu yöntemle ceza, büyük ölçüde düşürüldü. İl başkanının cezasını kuşa çevirme hikâyesi şöyle.
6 MİLYONLUK VERGİ 600 BİNE DÜŞTÜ
“Maliye Bakanlığı denetim elamanları geçtiğimiz yıllarda doğu illerinin birisinde AKP İl Başkanlığı görevini yürüten M.K’nin şirketlerine 6 milyon liralık vergi cezası kesti. Taşrada, ceza tutarı en fazla yüzde 50 oranında düşürülebildi. Ancak AKP’nin il başkanı bu oranı yeterli bulmadı. Bunun üzerine, “dosyanın tayini” Ankara’ya çıkarıldı. Dosya, Gelir İdaresi Başkanlığı bünyesindeki Merkezi Uzlaşma Komisyonu’na sokuldu. Komisyon ise, cezanın yüzde 90’ını silerek, vergi cezasını 600 bin liraya düşürdü. Böylece, il başkanının vergi cezasının 5.4 milyon liralık kısmı silinmiş oldu.” gazeteport
AKP il başkanının şirketine 6 milyon TL ceza kesildi. Başkan, kendi ilinde indirim alamadı. Dosya Ankara’ya gitti, borcun yüzde 90’ı silindi.
Maliye Bakanlığı’nın, vergi cezasını “çerez parasına” düşürdüğü firmalarla ilgili iddiaların ardı arkası kesilmiyor. Cengiz İnşaat, Elektromed ve Albayrak Gayrimenkul şirketlerinin ardından, doğu illerinin birisinde AKP il Başkanlığı görevini yürüten M.K’nın, şirketlerine kesilen 6 milyon liralık vergi cezası da ilginç bir yöntemle kuşa çevrildi. Söz konusu başkanın vergi dosyasının tayini Ankara’ya çıkarıldı. Ardından da, ceza Merkezi Uzlaşma Komisyonu’nda değerlendirildi ve vergi cezasının yüzde 90’ı silindi.
Taraf'tan Hüseyin Özay'ın haberine göre, Maliye Bakanlığı’nın hükümete yakın bazı şirketlerin vergi borçlarını sıfırlama operasyonu büyüyor. Türk vergi sisteminde iki ayrı uzlaşma komisyonu bulunuyor. Büyük mükelleflerin vergi cezaları Gelir İdaresi Başkanlığı bünyesinde oluşturulan Merkezi Uzlaşma Komisyonu’nda, küçük mükelleflerin vergi cezaları da vergi başkanlıkları bünyesinde oluşturulan komisyonda ele alınıyor. Merkezi Uzlaşma Komisyonu’nun vergi cezalarını sıfırlama yetkisi bulunuyor. Taşralardaki komisyonlarda ise indirim oranı yüzde 50’yi geçemiyor.
Hükümete yakın bazı şirketlerin ise bu durumdan faydalanmak için vergi cezası dosyalarını Merkezi Uzlaşma Komisyonu’nda görüşülmesini sağladığı ortaya çıktı. Taraf’ın Maliye Bakanlığı Müsteşarlığı yetkililerinden edindiği bilgiye göre, bir AKP’li il başkanının şirketlerine kesilen 6 milyon liralık vergi cezası, mevzuattaki boşluklardan yararlanılarak Merkezi Uzlaşma Komisyonu’na sokuldu. Bu yöntemle ceza, büyük ölçüde düşürüldü. İl başkanının cezasını kuşa çevirme hikâyesi şöyle.
6 MİLYONLUK VERGİ 600 BİNE DÜŞTÜ
“Maliye Bakanlığı denetim elamanları geçtiğimiz yıllarda doğu illerinin birisinde AKP İl Başkanlığı görevini yürüten M.K’nin şirketlerine 6 milyon liralık vergi cezası kesti. Taşrada, ceza tutarı en fazla yüzde 50 oranında düşürülebildi. Ancak AKP’nin il başkanı bu oranı yeterli bulmadı. Bunun üzerine, “dosyanın tayini” Ankara’ya çıkarıldı. Dosya, Gelir İdaresi Başkanlığı bünyesindeki Merkezi Uzlaşma Komisyonu’na sokuldu. Komisyon ise, cezanın yüzde 90’ını silerek, vergi cezasını 600 bin liraya düşürdü. Böylece, il başkanının vergi cezasının 5.4 milyon liralık kısmı silinmiş oldu.” gazeteport
17 Nisan 2014 Perşembe
Metroda kullanılan ithal malzemeleri 4 kat pahalı satıp devleti milyonlarca zarara sokmuşlar!
Sayıştay, Kadıköy-Kartal metrosunu yapan şirketlerin, ithal edilecek mallar için yurtdışında firma kurup, maliyeti milyonlarca dolar yükselttiğini saptadı.
AKP Grup Başkanvekili Nurettin Canikli ile Başbakan’ın özel kalem müdürü Hasan Doğan arasında geçtiği iddia edilen ses kaydı ile Türk siyasi hayatına giren, Sayıştay’ın “duman oluruz” tespitleri, 30 Mart yerel seçimlerinin ardından gün yüzüne çıkmaya başladı. Sayıştay’ın hükümeti zor durumda bırakacağı öne sürülen tespitlerin başında ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) metro inşaatı geliyor. Sayıştay denetçilerinin inşaatla ilgili yaptığı incelemelerde, batık banka patronları tarafından sıkça kullanılan “back to back kredi yönteminin” bir benzeri “İstanbul Metro İnşaatı”nda uygulandı. Bu yöntemle, metro ihalesinde kullanılan malzemeler, 3-4 kat daha pahalıya satılarak devlet milyonlarca dolarlık zarara uğratıldı.
Taraf gazetesinin iddialarına göre; metro inşaatında yaşanan, “back to back” yöntemi ile yapılan usulsüzlüğün ayrıntıları şöyle:
HALEDEN 2 GÜN ÖNCE KURULDU
Kadıköy-Kartal Metrosu’nda, usulsüzlük iddialarına konu olan ihale süreci 2008’de başladı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Daire Başkanlığı Raylı Sistemler Müdürlüğü, “Kadıköy-Kartal Metro ikmal inşaatı ve elektronik sistemler temin montaj işletmeye alma işlerini” 751 milyon 256 bin 42 euro artı KDV olmak üzere Avrasya Metro ortak Girişim Grubu’na verdi. Ticaret Sicil Gazetesi’nde yer alan bilgilere göre, yaklaşık 751 milyon euroluk işi üstlenen konsorsiyum 4 Mart 2008 tarihinde yani ihaleden iki gün önce kuruldu. Konsorsiyumun ortakları ise Astaldi S.P.A, Makyol İnşaat Sanayi Şirketi ve Gülermak Ağır Sanayi şirketinden oluştu.
İBB “İTHALAT” YETKİSİ ALDI
Kadıköy-Kartal Metrosu’na ilişkin ihalenin gerçekleşmesinin ardından Sayıştay denetçilerini kızdıran olaylar silsilesi başlıyor. Öncelikle, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, ihale kapsamındaki elektronik parçaları ithal etme izni alıyor. Bunun için ayrıca Hazine Müsteşarlığı teşvik belgesi de düzenliyor. Hazine Müsteşarlığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi adına elektronik eşyaları ithal etmesi için 5 Aralık 2008 tarihli ve 92450 sayılı yatarım teşvik belgesi düzenliyor. Yani devlet, elektronik parçaları ithal etme yetkisini ve teşvik belgesini belediyeye veriyor.
Belediye, ikinci aşamada ise, belediye elektronik eşyaları ithal etme yetkisini ihaleyi kazanan Avrasya Metro şirketine devrediyor. Devir işlemi ise 27 Ekim 2009 tarihli vekâletname ile gerçekleştiriliyor. Vekâletnamede özetle şu ifadeler yer alıyor:
“...İstanbul Büyükşehir Belediyesi namına bütün Türkiye Gümrüklerine gelmiş ve gelecek bilumum malların gümrük muamelelerini ifa ve ikmale, gümrük ambarlarından veya gümrükle ilgili Devlet Demiryolları, Denizcilik Bankası veya diğer teşekküllere ait sundurma, ambar ve antrepolardan çekmeye... belirtilen tüm yetkileri dilediği özel ve tüzel kişilere vekalet verme kanalı ile aktarmak üzere... Astaldi S.P.A - Mak-Yol İnşaat Sanayi Turizm ve Ticaret A.Ş.- Gülermak Ağır Sanayi İnşaat ve Taahhüt A.Ş. İş Ortaklığını vekil tayin ettik.”
PARÇALAR “KARDEŞ” FİRMADAN
Üçüncü aşamada ise, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden vekaletname ile yetkiyi alan konsorsiyum şirketi olan Avrasya Metro Grubu, ABD ve İtalya’dan malzemeleri ithal etmeye başlıyor. Ancak, Sayıştay denetçilerinin tespitlerine göre, parçaların ithal edildiği şirketler, Avrasya Konsorsiyumu’nun yan şirketlerinden oluşuyor. Yani, parçaları ithal edenin de, ihraç edenin de aynı grubun firmaları olduğu belirleniyor. Örneğin, metro vagonlarının uzaktan kontrol ve kumandasını sağlayan elektronik parçalar, İtalya’da kurulu olan Avrasya Metro Grubu S.R.L, şirketinden alınıyor. Daha doğrusu, parçaları satan şirket kayıtlarda ihaleyi kazanan konsorsiyumun alt şirketlerinden birisi olarak yer alıyor.
4 KAT PAHALIYA FATURA EDİLDİ
Söz konusu şirketler, temin ettikleri parçaları belediyeye 3-4 kat daha pahalıya satıyor. Örneğin, Amerika’daki PentairPumpGroup firmasından 1 Aralık 2010 tarihli 2367427 sayılı fatura kapsamında 677 bin 408 dolara satın alınan 16 set / 44.811 KG yangın pompası, İstanbul BŞB ne 22.02.2011 tarihli 644420 sayılı faturayla 1 milyon 783 bin 191 euro (2.447.090 dolar) bedelle satılıyor. Yani, belediyenin vekaletnamesi ile 677 bin dolara ithal edilen yangın pompası seti, belediyeye 3.6 kat daha pahalıya satılıyor.
Yine, Avrasya Grup, metronun kontrol kumandalarını İtalya’daki firması olan Avrasya Metro Grubu S.R.L. firmasından 518 bin 19 euroya satın aldı. Aynı eşya ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne 1 milyon 935 bin 509 euro bedel üzerinden fatura edildi.
Sayıştay denetçileri, İstanbul metrosunun elektronik sistem parçalarının temininde yapılan usulsüzlüğü, batık bankalarda kullanılan “back to back” yani cepten cebe kredi aktarma sistemini benzettiler. Batık bankalarda, patronların, grup şirketlerini kredileri back to back sistemi ile aktardıkları ortaya çıkmıştı. Söz konusu sistem ile A ve B bankalarının patronları aralarında gizli bir şekilde anlaşıyor. A bankasından B bankasının grup şirketlerine, A bankasından da B bankasının grup şirketlerine aynı tutarda kredi kullandırılıyor. Aslında, kâğıt üzerinde yapılan bu işlem ile, batık banka patronu kendi bankasından kendi şirketlerine kaynak aktarmış oluyordu. Metro inşaatında uygulanan sistem ile de, ihaleyi kazanan Avrasya Grubu, yurtdışında kurduğu şirketler aracılığı ile malzemeleri daha yüksek bedelden satın almış gösterdi. Aynı malzemeler belediyeye daha yüksek bedel üzerinden satıldı. Yani belediye, kendi yetkisi ile ithal edilen malzemelerden milyonlarca dolarlık zarara uğratılmış oldu.
AKP Grup Başkanvekili Nurettin Canikli ile Başbakan’ın özel kalem müdürü Hasan Doğan arasında geçtiği iddia edilen ses kaydı ile Türk siyasi hayatına giren, Sayıştay’ın “duman oluruz” tespitleri, 30 Mart yerel seçimlerinin ardından gün yüzüne çıkmaya başladı. Sayıştay’ın hükümeti zor durumda bırakacağı öne sürülen tespitlerin başında ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) metro inşaatı geliyor. Sayıştay denetçilerinin inşaatla ilgili yaptığı incelemelerde, batık banka patronları tarafından sıkça kullanılan “back to back kredi yönteminin” bir benzeri “İstanbul Metro İnşaatı”nda uygulandı. Bu yöntemle, metro ihalesinde kullanılan malzemeler, 3-4 kat daha pahalıya satılarak devlet milyonlarca dolarlık zarara uğratıldı.
Taraf gazetesinin iddialarına göre; metro inşaatında yaşanan, “back to back” yöntemi ile yapılan usulsüzlüğün ayrıntıları şöyle:
HALEDEN 2 GÜN ÖNCE KURULDU
Kadıköy-Kartal Metrosu’nda, usulsüzlük iddialarına konu olan ihale süreci 2008’de başladı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Daire Başkanlığı Raylı Sistemler Müdürlüğü, “Kadıköy-Kartal Metro ikmal inşaatı ve elektronik sistemler temin montaj işletmeye alma işlerini” 751 milyon 256 bin 42 euro artı KDV olmak üzere Avrasya Metro ortak Girişim Grubu’na verdi. Ticaret Sicil Gazetesi’nde yer alan bilgilere göre, yaklaşık 751 milyon euroluk işi üstlenen konsorsiyum 4 Mart 2008 tarihinde yani ihaleden iki gün önce kuruldu. Konsorsiyumun ortakları ise Astaldi S.P.A, Makyol İnşaat Sanayi Şirketi ve Gülermak Ağır Sanayi şirketinden oluştu.
İBB “İTHALAT” YETKİSİ ALDI
Kadıköy-Kartal Metrosu’na ilişkin ihalenin gerçekleşmesinin ardından Sayıştay denetçilerini kızdıran olaylar silsilesi başlıyor. Öncelikle, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, ihale kapsamındaki elektronik parçaları ithal etme izni alıyor. Bunun için ayrıca Hazine Müsteşarlığı teşvik belgesi de düzenliyor. Hazine Müsteşarlığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi adına elektronik eşyaları ithal etmesi için 5 Aralık 2008 tarihli ve 92450 sayılı yatarım teşvik belgesi düzenliyor. Yani devlet, elektronik parçaları ithal etme yetkisini ve teşvik belgesini belediyeye veriyor.
Belediye, ikinci aşamada ise, belediye elektronik eşyaları ithal etme yetkisini ihaleyi kazanan Avrasya Metro şirketine devrediyor. Devir işlemi ise 27 Ekim 2009 tarihli vekâletname ile gerçekleştiriliyor. Vekâletnamede özetle şu ifadeler yer alıyor:
“...İstanbul Büyükşehir Belediyesi namına bütün Türkiye Gümrüklerine gelmiş ve gelecek bilumum malların gümrük muamelelerini ifa ve ikmale, gümrük ambarlarından veya gümrükle ilgili Devlet Demiryolları, Denizcilik Bankası veya diğer teşekküllere ait sundurma, ambar ve antrepolardan çekmeye... belirtilen tüm yetkileri dilediği özel ve tüzel kişilere vekalet verme kanalı ile aktarmak üzere... Astaldi S.P.A - Mak-Yol İnşaat Sanayi Turizm ve Ticaret A.Ş.- Gülermak Ağır Sanayi İnşaat ve Taahhüt A.Ş. İş Ortaklığını vekil tayin ettik.”
PARÇALAR “KARDEŞ” FİRMADAN
Üçüncü aşamada ise, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden vekaletname ile yetkiyi alan konsorsiyum şirketi olan Avrasya Metro Grubu, ABD ve İtalya’dan malzemeleri ithal etmeye başlıyor. Ancak, Sayıştay denetçilerinin tespitlerine göre, parçaların ithal edildiği şirketler, Avrasya Konsorsiyumu’nun yan şirketlerinden oluşuyor. Yani, parçaları ithal edenin de, ihraç edenin de aynı grubun firmaları olduğu belirleniyor. Örneğin, metro vagonlarının uzaktan kontrol ve kumandasını sağlayan elektronik parçalar, İtalya’da kurulu olan Avrasya Metro Grubu S.R.L, şirketinden alınıyor. Daha doğrusu, parçaları satan şirket kayıtlarda ihaleyi kazanan konsorsiyumun alt şirketlerinden birisi olarak yer alıyor.
4 KAT PAHALIYA FATURA EDİLDİ
Söz konusu şirketler, temin ettikleri parçaları belediyeye 3-4 kat daha pahalıya satıyor. Örneğin, Amerika’daki PentairPumpGroup firmasından 1 Aralık 2010 tarihli 2367427 sayılı fatura kapsamında 677 bin 408 dolara satın alınan 16 set / 44.811 KG yangın pompası, İstanbul BŞB ne 22.02.2011 tarihli 644420 sayılı faturayla 1 milyon 783 bin 191 euro (2.447.090 dolar) bedelle satılıyor. Yani, belediyenin vekaletnamesi ile 677 bin dolara ithal edilen yangın pompası seti, belediyeye 3.6 kat daha pahalıya satılıyor.
Yine, Avrasya Grup, metronun kontrol kumandalarını İtalya’daki firması olan Avrasya Metro Grubu S.R.L. firmasından 518 bin 19 euroya satın aldı. Aynı eşya ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne 1 milyon 935 bin 509 euro bedel üzerinden fatura edildi.
Sayıştay denetçileri, İstanbul metrosunun elektronik sistem parçalarının temininde yapılan usulsüzlüğü, batık bankalarda kullanılan “back to back” yani cepten cebe kredi aktarma sistemini benzettiler. Batık bankalarda, patronların, grup şirketlerini kredileri back to back sistemi ile aktardıkları ortaya çıkmıştı. Söz konusu sistem ile A ve B bankalarının patronları aralarında gizli bir şekilde anlaşıyor. A bankasından B bankasının grup şirketlerine, A bankasından da B bankasının grup şirketlerine aynı tutarda kredi kullandırılıyor. Aslında, kâğıt üzerinde yapılan bu işlem ile, batık banka patronu kendi bankasından kendi şirketlerine kaynak aktarmış oluyordu. Metro inşaatında uygulanan sistem ile de, ihaleyi kazanan Avrasya Grubu, yurtdışında kurduğu şirketler aracılığı ile malzemeleri daha yüksek bedelden satın almış gösterdi. Aynı malzemeler belediyeye daha yüksek bedel üzerinden satıldı. Yani belediye, kendi yetkisi ile ithal edilen malzemelerden milyonlarca dolarlık zarara uğratılmış oldu.
16 Nisan 2014 Çarşamba
Akp kendi sandık görevlisini YSK'ya şikayet etti.
Yalovada skandal başvuru
AKP Yalova'da sandık görevlisi yaptığı kişiyi 'Kısıtlı olduğu için oy kullanamaz' diyerek YSK'ya şikayet etti.CHP’li Vefa Salman’ın 6 oy farkla seçimi kazandığı Yalova Belediyesi’nde seçimin tekrarlanacağı iddiaları ortalığı karıştırdı. CHP Grup Başkanvekili ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce, Yalova’da seçimin tekrarlanacağı konusunu kesin bir dille yalanlarken, AKP ile ilgili Yalova bombasını patlattı.
AKP’DEN YSK’YA İLGİNÇ İTİRAZ
İnce, AKP’li Yalova Belediye Başkan Adayı Yakup Koçal’a, ”AKP’li Yakup Koçal kendi sandık görevlisine zihinsel engellidir, oy kullanamaz diyerek YSK’ya itiraz etti mi?” diye sordu.
KISITLI DEDİKLERİ KİŞİ AKP’Lİ SANDIK GÖREVLİSİ ÇIKTI
İnce’nin söz ettiği belgelere SÖZCÜ ulaştı. AKP Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Şentop 7 Nisan 2014 tarihinde YSK’ya yaptığı itiraz başvurusunda 298 sayılı kanunun 8. maddesine dayanarak “seçimlerde oy kullanmaması gereken kısıtlıların oy kulandığını” ve seçimin iptal edilmesi gerektiğini belirtti.
Şentop, H.B.U. isimli şahsın, kısıtlı olduğu halde oy kullandığı konusunda itirazda bulunurken, H.B.U.’nun aynı zamanda 1217 Nolu sandıkta AKP’nin sandık görevlisi olarak görev yaptığı öğrenildi. sözcü
13 Nisan 2014 Pazar
Yanlış tedavinin masrafı da hastadan alınacak
Sağlık'ta yeni dönem artık hasta olmaya gelmez!
Sağlık Bakanlığı'nın Özel Hastaneler Yönetmeliği'nde yaptığı değişiklik tartışmalara neden oldu. CHP, yönetmelik değişikliğiyle yanlış tedavinin masrafının artık hastalara yüklendiğini ileri sürerken; Sağlık Bakanlığı, değişikliğin Danıştay kararı nedeniyle yapıldığını savundu.
Sağlık Bakanlığı'nın Özel Hastaneler Yönetmeliği’nde yaptığı değişiklik 21 Mart'ta Resmi Gazete'de yayımlandı. CHP Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker, değişiklik öncesinde özel hastanede tedavi gören hastaya yanlış tedavi uygulanması ve hastanenin olanaklarının yeterli olmaması durumunda hastanın kamu ya da özel başka bir hastaneye sevk edilebildiğini; bu durumda masrafların da yanlış tedavi uygulayan hastane tarafından karşılandığını anımsattı. Ancak 21 Mart'ta yapılan değişiklikle, yanlış tedavi ya da hastanenin yetersizliği durumunda ortaya çıkan masrafların hastaya yüklendiğini ileri sürerek konuyu Meclis'e taşıdı. Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'nun yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.
DEĞİŞİKLİK DANIŞTAY KARARIYLA YAPILDI
Şeker'in bu iddialarına karşılık sağlık bakanlığı, yönetmelik değişikliğinin Danıştay Kararı doğrultusunda yapıldığını savundu. Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmeliğin 23 üncü maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “Söz konusu hastanın transferi ve transfer edildiği hastanelerdeki teşhis ve tedavisi ile ilgili ücretleri tıp merkezi tarafından karşılanır” ibaresinin Danıştay Onuncu Dairesinin kararına dayanarak değiştirildiği belirtildi.
"KUSUR YOKKEN, SORUMLU TUTULAMAZ"
Danıştay'ın söz konusu kararında “Tıbbi müdahalelere bağlı olarak gelişen komplikasyon ve benzeri durumların her zaman kusurlu bir müdahaleye bağlı olmayacağı tartışmasızdır. İlgililerin kusurunun olmadığı durumlarda bu müdahalelerden kaynaklanan zararın tazmininden de sorumlu tutulmaması gerekmektedir. Kusurlu bir tıbbi müdahale olmaksızın tıp merkezlerini hastaların sevk edildiği hastanelerde yapılan teşhis ve tedavi masraflarından sorumlu tutmak hakkaniyet ilkesi ile bağdaşmamaktadır. Kaldı ki müdahalenin kusurlu olup olmadığı, zararın bu müdahaleden kaynaklanıp kaynaklanmadığı ve tıp merkezlerinin bu zararın tazmininden sorumlu tutulup tutulmayacağı açılacak bir tazminat davasının konusudur. Bu durumda, tıp merkezinde yapılan bir müdahaleye bağlı olarak gelişen komplikasyonlar ve/veya yoğun bakım hizmetine ihtiyaç olan durumlarda hastanın sevk edildiği ve tedavisinin yapıldığı hastanedeki teşhis ve tedavi ile ilgili ücretlerin tıp merkezi tarafından karşılanacağı ve bu ücretin hastadan talep edilemeyeceği yolundaki düzenlemede hukuka uyarlık görülmemiştir” deniliyor.
Sağlık Bakanlığı, 21 Mart'ta yapılan değişikliğin Danıştay'ın bu kararına bağlı olarak yapıldığını vurgularken, "Komplikasyon her zaman kusurlu bir müdahaleye bağlı olarak ortaya çıkmamaktadır. Öncelikle komplikasyonun ilgili özel hastanenin kusurundan kaynaklanıp kaynaklanmadığının tespit edilmesi gerekmektedir" denildi.
SUÇ DUYURUSU VE TAZMİNAT YOLU AÇIKTIR
Ayrıca hastanın yanlış tedaviden zarar görmesi durumunda suç duyurusunda veya tazminat talebinde bulunabileceği anımsatılarak, "Zarar gören hastanın yargıda hak arama yolu açıktır. Yargıya başvurulduğunda kusur tespiti mahkemeler tarafından uzman bilirkişi, adli tıp kurumu veya yüksek sağlık şurası raporu ile yapılmaktadır. Mahkeme tarafından özel hastanenin kusurlu olduğu kanaatine varılması halinde tazminata hükmedilmektedir" denildi.
Sağlık Bakanlığı'nın Özel Hastaneler Yönetmeliği'nde yaptığı değişiklik tartışmalara neden oldu. CHP, yönetmelik değişikliğiyle yanlış tedavinin masrafının artık hastalara yüklendiğini ileri sürerken; Sağlık Bakanlığı, değişikliğin Danıştay kararı nedeniyle yapıldığını savundu.
Sağlık Bakanlığı'nın Özel Hastaneler Yönetmeliği’nde yaptığı değişiklik 21 Mart'ta Resmi Gazete'de yayımlandı. CHP Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker, değişiklik öncesinde özel hastanede tedavi gören hastaya yanlış tedavi uygulanması ve hastanenin olanaklarının yeterli olmaması durumunda hastanın kamu ya da özel başka bir hastaneye sevk edilebildiğini; bu durumda masrafların da yanlış tedavi uygulayan hastane tarafından karşılandığını anımsattı. Ancak 21 Mart'ta yapılan değişiklikle, yanlış tedavi ya da hastanenin yetersizliği durumunda ortaya çıkan masrafların hastaya yüklendiğini ileri sürerek konuyu Meclis'e taşıdı. Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'nun yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.
DEĞİŞİKLİK DANIŞTAY KARARIYLA YAPILDI
Şeker'in bu iddialarına karşılık sağlık bakanlığı, yönetmelik değişikliğinin Danıştay Kararı doğrultusunda yapıldığını savundu. Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmeliğin 23 üncü maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “Söz konusu hastanın transferi ve transfer edildiği hastanelerdeki teşhis ve tedavisi ile ilgili ücretleri tıp merkezi tarafından karşılanır” ibaresinin Danıştay Onuncu Dairesinin kararına dayanarak değiştirildiği belirtildi.
"KUSUR YOKKEN, SORUMLU TUTULAMAZ"
Danıştay'ın söz konusu kararında “Tıbbi müdahalelere bağlı olarak gelişen komplikasyon ve benzeri durumların her zaman kusurlu bir müdahaleye bağlı olmayacağı tartışmasızdır. İlgililerin kusurunun olmadığı durumlarda bu müdahalelerden kaynaklanan zararın tazmininden de sorumlu tutulmaması gerekmektedir. Kusurlu bir tıbbi müdahale olmaksızın tıp merkezlerini hastaların sevk edildiği hastanelerde yapılan teşhis ve tedavi masraflarından sorumlu tutmak hakkaniyet ilkesi ile bağdaşmamaktadır. Kaldı ki müdahalenin kusurlu olup olmadığı, zararın bu müdahaleden kaynaklanıp kaynaklanmadığı ve tıp merkezlerinin bu zararın tazmininden sorumlu tutulup tutulmayacağı açılacak bir tazminat davasının konusudur. Bu durumda, tıp merkezinde yapılan bir müdahaleye bağlı olarak gelişen komplikasyonlar ve/veya yoğun bakım hizmetine ihtiyaç olan durumlarda hastanın sevk edildiği ve tedavisinin yapıldığı hastanedeki teşhis ve tedavi ile ilgili ücretlerin tıp merkezi tarafından karşılanacağı ve bu ücretin hastadan talep edilemeyeceği yolundaki düzenlemede hukuka uyarlık görülmemiştir” deniliyor.
Sağlık Bakanlığı, 21 Mart'ta yapılan değişikliğin Danıştay'ın bu kararına bağlı olarak yapıldığını vurgularken, "Komplikasyon her zaman kusurlu bir müdahaleye bağlı olarak ortaya çıkmamaktadır. Öncelikle komplikasyonun ilgili özel hastanenin kusurundan kaynaklanıp kaynaklanmadığının tespit edilmesi gerekmektedir" denildi.
SUÇ DUYURUSU VE TAZMİNAT YOLU AÇIKTIR
Ayrıca hastanın yanlış tedaviden zarar görmesi durumunda suç duyurusunda veya tazminat talebinde bulunabileceği anımsatılarak, "Zarar gören hastanın yargıda hak arama yolu açıktır. Yargıya başvurulduğunda kusur tespiti mahkemeler tarafından uzman bilirkişi, adli tıp kurumu veya yüksek sağlık şurası raporu ile yapılmaktadır. Mahkeme tarafından özel hastanenin kusurlu olduğu kanaatine varılması halinde tazminata hükmedilmektedir" denildi.
Özel Hastaneler yönetmeliğinde skandal değişiklik!
21 Mart’ta Özel Hastaneler Yönetmeliği’nde yapılan değişikliğe göre, ‘yanlış tedavinin’ masrafını artık hastalar ödeyecek. Skandal değişiklik Meclis’e taşındı.
21 Mart’ta Özel Hastaneler Yönetmeliği’nde çok tartışılacak bir değişiklik yapıldı. Buna göre ‘yanlış tedavinin’ masrafını artık hastalar ödeyecek. CHP ’nin doktor vekili Şeker, siyasi tartışmalar sebebiyle gözden kaçan skandal değişikliği Meclis’e taşıdı.
Sağlık Bakanlığı’nın Özel Hastaneler Yönetmeliği’nde yaptığı değişiklikle ‘yanlış tedavinin’ masrafını artık hastalar ödeyecek. 21 Mart’ta Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ancak siyasi gündem nedeniyle gözlerden kaçan yönetmelik değişikliğini, CHP, yazılı soru önergesiyle Meclis gündemine taşıdı.
CHP’nin doktor vekili, Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker , düzenlemenin, eski yönetmeliğin 40/A maddesinde değişiklik yaptığını belirterek, “Yönetmeliğin bu maddesi, ‘özel hastanede tedavi gören hastaya, yanlış tedavi yapılması ve hastanenin imkanları yeterli olmadığı durumlarda hastanın kamu ya da özel başka bir hastaneye sevkini’ düzenliyor.
ESKİDEN YANLIŞ TEDAVİ YAPAN HASTANE KARŞILIYORDU
Eski yönetmelikte, hastanın nakli ve sevk edildiği hastanedeki tedavisiyle ilgili zorunlu giderler, yanlış tedavi yapan ve bu nedenle sevk eden hastane tarafından karşılanıyordu. Ancak yönetmelik değişikliği ile 40/A maddesinin birinci fıkrasının, ikinci ve üçüncü cümlesi yürürlükten kaldırıldı. Bu değişiklikle, yanlış tedavi masrafları artık hastaya yüklendi. Özel bir hastanede tedavi altındayken yanlış tedavi edilen ve komplikasyon yaşanan ve başka bir hastaneye sevk edilen hastalar, ilk hastanedeki yanlış tedavi ücretini, ardından sevk ücretini ödemek zorunda kalacak” dedi.
DEVLET HASTANELERİNDE YIĞILMALAR OLACAK
Doktorluk yaptığı için konuyu yakından bildiğini kaydeden Şeker, şöyle devam etti: “Diyelim ki yanlış tedavi oldu, komplikasyon gelişti, hasta bir başka özel hastaneye gönderiliyordu. Masrafları da yanlış tedaviyi yapan ilk hastane ödüyordu. Bu değişiklikle masraf hastaya yüklendiği gibi hastanenin yükümlülüğü de ortadan kaldırılıyor. Yeni yönetmelikte netlik yok. Hasta nereye gitsin, masrafları kim ödesin belli değil. İlk işlemi yani yanlış tedaviyi yapan hastane , masrafları ödemeyeceği için hasta ile kimse ilgilenmeyecektir. Bu, hastanın ortadan kalkması demektir. Üstelik gittiği hastane, hastadan fark isteyecektir. Vatandaş, fark ödememek için bu kez devlet hastanelerine yönelecek, devlet hastanelerinde yığılma olacaktır.”
Mehmet Şeker, yönetmelik değişikliğinin hasta haklarını geriye götürdüğüne dikkat çekerken seçim atmosferi ve siyasi tartışmalar nedeniyle kamuoyununun gözünden kaçtığını belirtti.
ÇiFTE MAĞDURiYET
Bugün gazetesinin haberine göre, Şeker, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun yanıtlaması istemiyle verdiği önergesinde “Yeni düzenlemeyle hasta hem yanlış tedavinin masraflarını, hem de hastane tarafından uygulanan yanlış tedavi nedeniyle oluşan komplikasyonun tedavisine yönelik bedeli ödemek zorunda bırakılmakta, yani hasta iki kez ücret ödemeye mahkûm edilmektedir. Bu düzenlemeyle mağdur edilen hasta yerine mağduriyeti yaratan özel sağlık kurumları kollanmaktadır” dedi. Şeker, önergede, düzenlemenin gerekçesini sordu. samanyoluhaber
21 Mart’ta Özel Hastaneler Yönetmeliği’nde çok tartışılacak bir değişiklik yapıldı. Buna göre ‘yanlış tedavinin’ masrafını artık hastalar ödeyecek. CHP ’nin doktor vekili Şeker, siyasi tartışmalar sebebiyle gözden kaçan skandal değişikliği Meclis’e taşıdı.
Sağlık Bakanlığı’nın Özel Hastaneler Yönetmeliği’nde yaptığı değişiklikle ‘yanlış tedavinin’ masrafını artık hastalar ödeyecek. 21 Mart’ta Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ancak siyasi gündem nedeniyle gözlerden kaçan yönetmelik değişikliğini, CHP, yazılı soru önergesiyle Meclis gündemine taşıdı.
CHP’nin doktor vekili, Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker , düzenlemenin, eski yönetmeliğin 40/A maddesinde değişiklik yaptığını belirterek, “Yönetmeliğin bu maddesi, ‘özel hastanede tedavi gören hastaya, yanlış tedavi yapılması ve hastanenin imkanları yeterli olmadığı durumlarda hastanın kamu ya da özel başka bir hastaneye sevkini’ düzenliyor.
ESKİDEN YANLIŞ TEDAVİ YAPAN HASTANE KARŞILIYORDU
Eski yönetmelikte, hastanın nakli ve sevk edildiği hastanedeki tedavisiyle ilgili zorunlu giderler, yanlış tedavi yapan ve bu nedenle sevk eden hastane tarafından karşılanıyordu. Ancak yönetmelik değişikliği ile 40/A maddesinin birinci fıkrasının, ikinci ve üçüncü cümlesi yürürlükten kaldırıldı. Bu değişiklikle, yanlış tedavi masrafları artık hastaya yüklendi. Özel bir hastanede tedavi altındayken yanlış tedavi edilen ve komplikasyon yaşanan ve başka bir hastaneye sevk edilen hastalar, ilk hastanedeki yanlış tedavi ücretini, ardından sevk ücretini ödemek zorunda kalacak” dedi.
DEVLET HASTANELERİNDE YIĞILMALAR OLACAK
Doktorluk yaptığı için konuyu yakından bildiğini kaydeden Şeker, şöyle devam etti: “Diyelim ki yanlış tedavi oldu, komplikasyon gelişti, hasta bir başka özel hastaneye gönderiliyordu. Masrafları da yanlış tedaviyi yapan ilk hastane ödüyordu. Bu değişiklikle masraf hastaya yüklendiği gibi hastanenin yükümlülüğü de ortadan kaldırılıyor. Yeni yönetmelikte netlik yok. Hasta nereye gitsin, masrafları kim ödesin belli değil. İlk işlemi yani yanlış tedaviyi yapan hastane , masrafları ödemeyeceği için hasta ile kimse ilgilenmeyecektir. Bu, hastanın ortadan kalkması demektir. Üstelik gittiği hastane, hastadan fark isteyecektir. Vatandaş, fark ödememek için bu kez devlet hastanelerine yönelecek, devlet hastanelerinde yığılma olacaktır.”
Mehmet Şeker, yönetmelik değişikliğinin hasta haklarını geriye götürdüğüne dikkat çekerken seçim atmosferi ve siyasi tartışmalar nedeniyle kamuoyununun gözünden kaçtığını belirtti.
ÇiFTE MAĞDURiYET
Bugün gazetesinin haberine göre, Şeker, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun yanıtlaması istemiyle verdiği önergesinde “Yeni düzenlemeyle hasta hem yanlış tedavinin masraflarını, hem de hastane tarafından uygulanan yanlış tedavi nedeniyle oluşan komplikasyonun tedavisine yönelik bedeli ödemek zorunda bırakılmakta, yani hasta iki kez ücret ödemeye mahkûm edilmektedir. Bu düzenlemeyle mağdur edilen hasta yerine mağduriyeti yaratan özel sağlık kurumları kollanmaktadır” dedi. Şeker, önergede, düzenlemenin gerekçesini sordu. samanyoluhaber
11 Nisan 2014 Cuma
Genar'a göre yerel seçimin galibi MHP.
GENAR Yönetim Kurulu Başkanı İhsan Aktaş, 30 Mart yerel seçimlerinde vatandaşların tercihlerini hizmetten yana kullandıklarını belirterek, "İktidar partisi elindeki oyu tutmuştur. Yerel seçime göre baktığınızda oylarını yaklaşık 7-8 artırmış, genel seçime göre baktığınızda 4-5 puan oy kaybetmiştir.
CHP, AK Parti'yi yolsuzluklarla suçlayarak, tapeler üzerinden bir siyaset yaptı. Bence bu bir siyasetsizlik getirdi. CHP bir siyasetsizlik tuzağının içine düştü. MHP, Ankara'da ve İzmir'de 1 milyona yakın oyunu CHP'ye kaptırmıştır. MHP bu oylarla 18-19 bandında olabilirdi. AK Parti'den sonra ikinci başarılı partisi MHP'dir diyebiliriz" değerlendirmesinde bulundu.
Yerel seçim sonuçlarını AA muhabirine değerlendiren Aktaş, Türkiye'nin seçim sürecine 17 Aralık operasyonuyla girdiğini, Hükümet'in bunu görerek bir strateji izlediğini ifade ederek, "Belki strateji açısından doğru da yaptı- her ne kadar bütün tartışmalar 17 Aralık darbe girişimi gibi konularda geçse de iktidar partisi temel atmayı, yaptığı hizmetlerin açılışını yapmayı ve hizmetlerini anlatmayı ihmal etmedi. Halk zaten çok da o şamatalara bakmaz. Kendi geleceğini, çoluk çocuğunun geleceğini, eğitimini, sağlığını düşünür. Bunları düşünerek karar verir" dedi.
GENEL SEÇİME GÖRE 4-5 PUAN KAYBETTİ
Aktaş, sonucun AK Parti açısından başarılı olduğunu anlatarak, "AK Parti, bugüne kadarki bütün siyasi partilerden farklı bir şekilde elde ettiği oyu kaybetmeyen bir parti. Dolayısıyla iktidar partisi elindeki oyu tutmuştur. Yerel seçime göre baktığınızda oylarını yaklaşık 7-8 artırmış, genel seçime göre baktığınızda 4-5 puan oy kaybetmiştir. AK Parti yerel seçime göre yarış olarak değerlendiriyor ve kendi açısından başarılıdır. Bir iktidar partisinin bütün seçimlerde tekrar tekrar oyunu elde tutması zordur" ifadelerini kullandı.
Muhalefet yanlışa düştü
GENAR Yönetim Kurulu Başkanı Aktaş, muhalefet partilerinin yanlış bir strateji izlediğine inandığını da savunarak, şöyle devam etti:
"Bu seçim için, seçim sonuçlarını değrelendirirken cemaati hesaba katmadan doğru bir değerlendirme olmaz. Cemaat bir takım iddialar ortaya attı. Yolsuzluk, ses kayıtları gibi... CHP özellikle bu tuzağa düştü. Normalde halk, bir siyasi partiden şunu bekler, yerel seçim olduğunu varsayarsak, İstanbul'da 10 yıldır Kadir bey işin başında, iyi yaptıkları vardır, yapamadıkları vardır, başarısız olduğu şeyler vardır. Bir parti gelir mevcudun bir eleştirisini yapar, kendi yapacağı işleri teklif olarak halkın önüne koyar. Buna da hizmet siyaseti deniyor. CHP, eski seçimlerde laiklik, ülke bölünecek, kürtler istila edecek gibi varsayımlar üzerinden siyaset yürütüyordu. Bu seçimde de geleneğine uygun davrandı. AK Parti'yi yolsuzluklarla suçlayarak, tapeler üzerinden bir siyaset yaptı. Bence bu bir siyasetsizlik getirdi. Seçmen şunu bekler: 'Bu parti bana ne söyledi? İstanbul'da hayatımı ne kadar kolaylaştıracak? Türkiye'de ne kadar kolaylaştıracak? Ülkeyi ne kadar büyütecek?' Bir teklif bekler... CHP bir siyasetsizlik tuzağının içine düştü. Vatandaşın da bunu gördüğünü düşünüyorum."
Yayınlanan ses kayıtlarının da toplumda bir tepkiye neden olduğunu anlatan Aktaş, "Suçlu olsun olmasın, problemli olsun olmasın, gizli hayatın bu kadar deşifre edilmesi sokağı rahatsız etti. Hele o ülke güvenliğiyle alakalı tapelerin yayınlanması aşırı bir tedirginlik oluşturdu.Vatandaş bu yeni girişimlerden tutumdan tedirgin oldu ve iktidara olan güvenini korumaya devam etti" dedi.
"MHP daha sağlıklı bir tutum sergiledi"
İhsan Aktaş, yayımlanan ses kayıtlarına ilişkin MHP'nin daha sağlıklı bir tutum sergilediğini de savunarak, şöyle dedi:
"MHP daha sağlıklı bir tutum sergiledi. Doğrudan 'Cemaatin' hazırlamış olduğu tuzağa düşmedi. Zaten Milliyetçi Hareket Partisi, başka ülke meselelerinde, Gezi'de de aynı tutumu takındı. Türkiye Cumhuriyeti devleti aleyhine bir hamlenin dışarıdan geldiğini hissettiği zaman MHP duruşu daha yerli ve daha milli. Dolayısıyla tartışmaların biraz daha uzağında. Kendi seçmenine seslenen bir kampanya yürüttü. Kendi içinde MHP başarılıdır. Yalnızca bir hatası olmuştur. İstanbul'da, Ankara'da ve İzmir'de 1 milyona yakın oyunu CHP'ye kaptırmıştır. MHP bu oylarla 18-19 bandında olabilirdi. Kaybettirdiği oylardan dolayı 15 bandında kaldı. Seçimin AK Parti'den sonra ikinci başarılı partisi MHP'dir diyebiliriz."
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Etkileşim
Bu finans analizini nasıl buldunuz?
Teşekkürler! Görüşünüz bizim için çok değerli, dikkate alınacaktır.






















